Rana

9/10
·148 syf.··
2025 5. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2025 21:19
Bazen bazı kitaplar o dönem yaşadığım olaylarla öylesine uyuşuyor ki bana yol göstermeye çalışıyor gibi hissediyorum. Siddhartha da benim için hayatımın en dönüşümsel zamanlarını yaşarken hatta kendimi, kök salabileceğim yeri ararken okumaya başladığım bir kitap oldu ve adeta baş karakter Siddhartha'nın arayışıyla özdeşleştim. Onun bilgiyi ve kendi özünü arayışı benim de arayışım oldu. Herkesin arkasından koştuğu belli bir öğreti ve rehberlerin bizim aradığımızı bulmak için uygun bir yol olmayacağını, herkesin kendi arayışında tek başına ve kendine ait bir yolunun olduğunu, hayatta en beklemediğimiz insan ve olayların bize rehberlik edebileceğini ve ne kadar sancılı bir süreç de olsa doğru ya da yanlış her şeyi kendimiz deneyimleyerek daha iyi öğrenebileceğimizi gösteriyor Herman hesse. Ve bu bağlamda şöyle diyor kitapta, “Bilinmesi gereken şeyleri insanın kendisinin tatması iyidir.” Ve beni en etkileyen kısımlardan birini de eklemek isterim. "Esenliğe kavuşabilmek, Om'un sesini yeniden işitebilmek, yine doğru dürüst uyuyup doğru dürüst uyanabilmek için umutsuzluğa kapılmam, düşüncelerin en aptalcasına, intihar düşüncesine kafamda yer verecek kadar alçalmam gerekiyordu. Atman'ı benliğimde yeniden bulabilmek için budala birine dönüşmem, yeniden yaşayabilmem için günah işlemem gerekiyordu. Yolum daha nereye götürecek beni? Acayip bir yol, dönemeçler çizerek ilerliyor, belki de bir çember çiziyor. Nasıl ilerlerse ilerlesin, izleyeceğim bu yolu." Hayat gerçekten de böyle değil midir? Düşer kalkarız, hatalar yaparız, acı çekeriz, aynı dersler aynı hadisler etrafında öğrenene kadar dönüp dururuz, bazen kendimizi alçaltacak fikirlere ve insanlara saplanırız. Belki de bu arayış, düşüp kalkma asla bitmeyecek ama arayışın çok uzaklarda olmadığını bilmeliyiz. Aradığımız şey
1000Kitap
SiddharthaHermann Hesse · Can Yayınları · 202446,9bin okunma
Reklam
9/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2024 11. kitabı
·
31 saatte okudu
·
Okunma: 05 Ağustos 2024 15:11
"Ne var yani?" diyor. "Altı üstü bir kadın o. Nasıl olsa başına gelecek bir iş." Evlenmek istediği kadının Kızılderili olması sebebiyle yaşadığı kasabadan dışlanmayı ve uzakta bir dağda yabani hayatın koynunda sevdiğiyle tek başına yaşamayı göze alan bir adamın hikayesi, karısının ölüm döşeğinde son nefeslerini vermesiyle başlıyor bizim için. İzin verilmeyeceğini bile bile karısını kendi kasabasına gömmek için deli divane günler boyu kayalar taşlar arasında kızgın güneşte kavrularak iniyor dağdan aşağıya. Sevgisinden ne yapacağını şaşırmış bu adam saf sevginin nasıl olduğunu, toplum sınıflarını, o zamanlarda halkı etkisi altına almış dinin baskısını, kadınların değersiz bir mal gibi görülmesini, gücü elinde tutanın ahkam kesip halkı zorbaladığı bir Meksika zamanına tanıklık ettiriyor bizi bu iç burkan hikayesiyle. Bu kitap aynı zamanda yaşadığı dönemin dayatmalarını sorgulayıp yalnızlaşan, bir türlü bir yere ait hissedemeyen yalnız insanların ruhuna iyi gelecek bir eser. _Spoiler_ Son sayfa ve son cümleler beni mahvetti. "Yat sevgilim. Kıpırdama. Yat bir tanem. Seni içime gömdüm."
Edebiyat & Roman
Seni İçime GömdümAndrew Jolly · Ayrıntı Yayınları · 20221,075 okunma
7/10
·224 syf.··
2024 7. kitabı
"Belki o kadar çok şey hissediyordu ki tek bir duyguyu ayırt etmek imkansızdı. Ona tüm hikayesini anlatmak zorundaydı." Hayatta kalanlar, size bir aile hikayesini tanıklık ettiriyor. En az her aile kadar kaotik anların yaşandığı ve en az her aile kadar da mükemmellikten uzak olan kapaktaki üç balığa tekabül eden üç çocuklu bir aile. Dengesiz, garip kuralları olan, ani duygu durumu değişiklikleri yaşayan bir anne ve anneye göre daha makul olmasına rağmen öfke problemleri sebebiyle sinirliyken çevresine zarar veren bir baba figürü. Aralarındaki tuhaf, çoğu zaman sessiz olmasına rağmen gergin, ev atmosferini etkisi altına alan bu uyumsuzluğa ortanca çocuklarından Benjamin'in anlatımından dahil oluyoruz. Anlatımda hoşuma giden şeylerden biri; yazarın, anne ve babaya adlarıyla hitap etmek yerine sadece Benjamin'in gözünden anne, baba demeyi tercih etmesi oldu. Bunu oldukça sempatik buldum. Ayrıca yazarın ters köşe yapması veyahut böyle bir çaba gütmesi beni bir anda soğuttu çünkü neredeyse kitabın son sayfalarına denk gelmesi sebebiyle yeni gelen bu bilginin kitabın bütünüyle ve karakterleriyle tam manasıyla özdeşleştirilmesini imkansız buldum. Kitap bittiğinde hafızamı zorlayıp yeni gelen bu parçayı nerelere serpiştirmem gerektiğini bulmaya çalıştım ve karakterlerin davranışlarını etkileyen detayları gözden kaçırdığıma neredeyse eminim. İyi tarafından bakmaya çalışırsam, bu durum kitabı bir daha okuyabilmem için motive edecek bir durum da olabilir tabi ki. İletişim ve konuşma akışları, Benjamin'in anıları ve belki de terapistinin de dediği gibi onun zor durumlarla baş edebilmek için kendi yorumunu da katarak bize belki de değiştirerek anlattığı geçmişin tozlu ama can alıcı parçaları güzel bir bütünlük oluşturuyor. Ve kimin zihninde değişime uğramıyor ki geçmiş? Ne
Edebiyat
Hayatta KalanlarAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20252,114 okunma
8/10
·192 syf.··
2024 6. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2024 13:45
Yazar, Fingerborne adlı kasabada gerçekleşen tren kazasında dedenin ölümüyle başlayıp 3 nesil boyunca kadınların arasında aktarılan acıyı ve dağılışı, çok normal olaylardan bahseder gibi bir dinginlikle gözler önüne seriyor. Roman boyunca gölün derinliklerine gömülen dedenin acı kaybı, sürekli bahsi geçen "göl ve suyun" bu ailenin kopamadığı acı bir kaderi ve kabusu haline getiriyor. Eşi ölen ve 3 çocuğuyla hayata tutunmaya çalışan kadının çocukları birer birer dağılır ve tek başına kalır ta ki 3 kızından biri olan Helen'in iki kız çocuğuyla annesinin yanına çocukları bırakıp geri dönerken intihar etmesiyle. Bu vakitten sonra anneleri ölen kız kardeşler Ruth ve Lucille anneanneleriyle yaşamaya başlarlar ve onların yaşam mücadelesi kitabın odak noktası haline gelir. Zaman geçer, anneanne yaşlanıp öldüğünde yerine geçici olarak halaları ve son olarak da teyzeleri Sylvie gelir onlara bakmak için. Fakat teyzeleri Sylvie yazarın da belirttiği gibi sanki rüyada gibi yaşayan duygularını pek hissedemediğimiz, etliye sütlüye pek karışmayan tuhaf göçebe alışkanlıkları olan haliyle pek de iyi ebeveynlik kriterlerine sahip olmayan bir kadındır. İki kardeş çoğu zaman onun davranışlarını pek anlamlandıramazlar. Karanlıkta yemek yer, bir anda yok olup tek başına göl kıyılarında gezer, bazen onu bir bankta uyurken bulurlar, evde teneke kutular ve daha milyonlarca şey biriktirir. Kızların kıyafetleri, bakımları ve okul başarılarıyla yeterince ilgilenmez ama her daim de oradadır onlar için. ÖZETTEN ZİYADE KİTABA DAİR KENDİ DÜŞÜNCELERİM Kız kardeşlerden Ruth'un hislerinden şahitlik ediyoruz hikâyeye büyük bir kısmıyla ve tuttuğu yasla baş ederken Ruth'un başıboşluğu roman boyunca beni çok üzdü. O kadar umursamazdı ki hayata, okula, kız kardeşi Lucille'nin uyum sağlamaya çalıştığı ve
1000Kitap
Evlerden UzakMarilynne Robinson · Metis Yayınları · 2023397 okunma
İç burkan harika bir roman
9/10
·224 syf.··
2024 1. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 08 Ocak 2024 01:40
Roman İza'nın babası Vince'nin ölüm döşeğinden başlayıp annesi, eski kocası ve daha bir çok karakterin teker teker köklerine, hikayelerinde bir gezintiye çıkararak ilk bakışta anlamsız gibi görünen parçaları birbirine tutturup kusursuz bir bütün haline getiriyor. Zaman zaman bakıma muhtaç tırsak yaşlı bir kadının, bazen de papaz cübbesi diken taşralı fakir bir terzinin yerine kendinizi koyarken buluyorsunuz. Yazar karakterlerin en karanlık düşünceleriyle sizi yüzleştirerek bazen onları yargılatıyor bazen de içinizi sızlattırıyor ve çokça da ölümü düşündürtüyor. Taşra anılarındaki haliyle hatırında kalan annesi içine tatlı bir hoşnutluk hissi vermesine rağmen babasının ölümüyle başkentteki yalnız hayatına davet ettiği annesinin modern yaşama ayak uydurmak için verdiği iç burkan mücadelesi ve hâlâ minik çocuğuymuşçasına üstüne düşmesi, İza'nın kendisine bile itiraf etmekte zorlandığı o rahatsızlık hissine şahitlik ettiriyor. Ve tabi ki yaşlı kadının koca şehirde giderek yalnızlaşıp eriyip gitmesine de... "Onu aileden bu derece dışlayacaksak," diye devam etti Domokos acımasız bir yumuşaklıkla, "taşrada, kendi köşesinde bırakmak daha iyi olurdu, orada kendini buradaki kadar yalnız hissetmezdi." O kadar güzeldi ki müthiş anlatıcı karakter geçişleriyle akıp gitti sayfalar adeta. Her gün kopmadan ve aynı heyecanla açtım kitabın kapağını. Yer yer kendimle bağdaştırdığım bölümler bazen de kaçınılmaz olan yaşlılık ve ölüm gerçekliği içimi dağladı. Kitap sarıp sarmaladı beni :`)
1000Kitap
Iza'nın ŞarkısıMagda Szabo · Yapı Kredi Yayınları · 20245,4bin okunma