Bazen bazı kitaplar o dönem yaşadığım olaylarla öylesine uyuşuyor ki bana yol göstermeye çalışıyor gibi hissediyorum. Siddhartha da benim için hayatımın en dönüşümsel zamanlarını yaşarken hatta kendimi, kök salabileceğim yeri ararken okumaya başladığım bir kitap oldu ve adeta baş karakter Siddhartha'nın arayışıyla özdeşleştim. Onun bilgiyi ve kendi özünü arayışı benim de arayışım oldu. Herkesin arkasından koştuğu belli bir öğreti ve rehberlerin bizim aradığımızı bulmak için uygun bir yol olmayacağını, herkesin kendi arayışında tek başına ve kendine ait bir yolunun olduğunu, hayatta en beklemediğimiz insan ve olayların bize rehberlik edebileceğini ve ne kadar sancılı bir süreç de olsa doğru ya da yanlış her şeyi kendimiz deneyimleyerek daha iyi öğrenebileceğimizi gösteriyor Herman hesse. Ve bu bağlamda şöyle diyor kitapta, “Bilinmesi gereken şeyleri insanın kendisinin tatması iyidir.”
Ve beni en etkileyen kısımlardan birini de eklemek isterim. "Esenliğe kavuşabilmek, Om'un sesini yeniden işitebilmek, yine doğru dürüst uyuyup doğru dürüst uyanabilmek için umutsuzluğa kapılmam, düşüncelerin en aptalcasına, intihar düşüncesine kafamda yer verecek kadar alçalmam gerekiyordu. Atman'ı benliğimde yeniden bulabilmek için budala birine dönüşmem, yeniden yaşayabilmem için günah işlemem gerekiyordu. Yolum daha nereye götürecek beni? Acayip bir yol, dönemeçler çizerek ilerliyor, belki de bir çember çiziyor. Nasıl ilerlerse ilerlesin, izleyeceğim bu yolu."
Hayat gerçekten de böyle değil midir? Düşer kalkarız, hatalar yaparız, acı çekeriz, aynı dersler aynı hadisler etrafında öğrenene kadar dönüp dururuz, bazen kendimizi alçaltacak fikirlere ve insanlara saplanırız. Belki de bu arayış, düşüp kalkma asla bitmeyecek ama arayışın çok uzaklarda olmadığını bilmeliyiz. Aradığımız şey