nazife

nazife
@naod0b
Bunalımı başlatan şeyi denetleyebilmek hemen her zaman olanaksızdır. Gazeteler sık sık "gizli kederlerden" ya da "iyileşmez hastalıklardan" söz eder. Geçerlidir bu açıklamalar. Ama o gün umutsuz kişinin bir dostu kendisiyle ilgisiz bir tavırla konuşmuş mudur, konuşmamış mıdır, bilmek gerekir. Suçludur o. Çünkü böyle bir davranış henüz askıda bulunan tüm hınçları, tüm bıkkınlıkları hızlandırıvermeye yetebilir.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bir gün bana intihar etmiş bir emlak yöneticisinden söz ederken, beş yıl önce kızını yitirdiğini, o zamandan beri çok değiştiğini, bu olayın onu "için için yediğini" söylemişlerdi. Bundan daha uygun bir sözcük bulunamaz. Düşünmeye başlamak, için için yenmeye başlamaktır. Bu başlangıçlarda toplumun fazla bir etkisi yoktur. Kurt insanın yüreğindedir. Yürekte aramak gerekir onu. Yaşam karşısında uyanıklıktan ışık dışına kaçışa götüren bu ölümcül oyunu izlemek ve anlamak gerekir.
Beş güneş ışını var bir de, odaya kurumuş otların kokusunu boşaltıyorlar sabırla. Bir meltem çıkıyor, gölgeler perdenin üstünde canlanıveriyor hemen. Bir bulut güneşi örtüp açmayagörsün, bu mimoza vazosunun parıl parıl sarısı çıkıveriyor gölgeden. Yeter: tek bir parıltı doğmayagörsün, işte içim bulanık ve çıldırtıcı bir sevinçle doldu demektir. Beni böyle dünyanın tersyüzüyle karşı karşıya getiren bir ocak öğle sonu. Ama soğuk çöreklenmiş havanın dibine. Tırnağın altında kolayca çıtırdayıp yırtılıverecek, ama tüm nesnelere bir ölümsüz gülümseme giydiren bir güneş zarı her yanda. Ben kimim ve yapraklarla ışığın oyununa katılmaktan başka ne yapabilirim? İçinde sigaramın tükendiği bu ışın, bu tatlılık, havada soluk alan bu sessiz tutku olmak. Kendime erişmeye çalıştım mı bu ışığın ta dibinde erişebiliyorum. Dünyanın gizini veren bu hoş tadı anlamaya, duymaya çalıştım mı evrenin dibinde kendi kendimi buluyorum.
Sonra, güneşte ve tozlar içinde kasırga gibi dönen bu ovalarda, bu yanıp kavrulmuş otlarla çıtır çıtır olmuş, kazınmış tepelerde, parmağımla dokunduğum şey, içimde taşıdığım şu hiçlik duygusunun çıplak ve çekicilikten yoksun bir biçiminden başka bir şey değildi. Bu memleket beni kendi benliğimin göbeğine getiriyor, beni gizli iç sıkıntımın karşısına yerleştiriyordu.
Karşılaşılan her varlık, bu sokağın her kokusu, her şey, her şey sonsuzca sevmeye bir bahane benim için. Tatile çıkmış bir çocuk topluluğuna göz kulak olan genç kadınlar, dondurma satıcılarının borusu (arabaları, çifte oklu, tekerlekli bir gondol), meyve sergileri, kara çekirdekli, kırmızı karpuzlar, içi görünen yapışkan üzümler – artık yalnız olmasını bilmeyen kişi için bir o kadar dayanak. Ya ağustosböceklerinin kekre ve hoş flütü, suların ve eylül gecelerinde rastlanan yıldızların kokusu, sakızağaçları ve kamışlar arasında kokulu yollar, yalnız olmak zorunda olan kişi için bir o kadar aşk belirtisi. Böylece, günler geçiyor. Güneş dolu saatlerin gözler kamaştıran parıltısından, günbatımının altın rengiyle selvilerin karasının yarattığı gözler kamaştıran dekor içinde akşam oluyor.