Esnaf, kapı önüne attığı sandalyeleri, kasaları, üzerinde havlu kuruttuğu çamaşırlıkları içeri alıyor ağır ağır. Hava içine suluboya damlamış bardak gibi koyuluyor. Yaz kızartmasının kokusu içeri sinmesin diye açık bırakılmış mutfak balkonlarından tabak çanak sesi yayılıyor sokağa. Sanki her şey yolundaymış gibi geliyor bir an. Mahalle hep bir ağızdan "boş ver, bu da geçer" diyor, bir yandan da sırtımı sıvazlıyor sanki. Koku-lar içimi okşuyor. Taze ekmek, kendini yağın kollarına bırakmış patlıcan, yeni kesilmiş karpuz, anason. Hayat dar alanda o kadar da çekilmez bir yer değil diye geçiriyorum içimden. Televizyon açmadıkça, gazete okumadıkça, o kadar da tatsız bir yer değil. Kapı çalıyor, bakkalın çırağı gazeteye sardığı şişeyi uzatıyor. Gazetede bir habere takılıyor gözüm, bir foku domuz kurşunuyla başından vurmuşlar dün. Gazete, otopsi için morga kaldırıldığını söylüyor.