Yalnızca kentte degil, kendi içinde de kayboluyordu. Ne zaman yürüyüse çiksa kendisini geride birakiyormus gibi hissediyordu, kendini sokaklardaki harekete teslim et-mekle, gören bir göze indirgemekle, düsünmekten kurtuluyordu ve bu da ona öncelikle bir nebze huzur veriyor, içinde saglikl bir bogluk yaratiyordu. Dünya onun digindaydi, sevresindeydi, önündeydi ve dünyanin degisme hizi, herhangi bir sey üzerinde uzun boylu ovalanmasina engel oluyordu.
Okurken duvardan duvara vurdu bu kitap beni. Akıp gidiyor sanki ama nasıl bir akmak fırtınalı şiddetli bir akarsu akışı gibi. Dakikalarda durdum bazı sayfalarda Oruç Arıoba bunu nasıl söyledi diye ef sa ne
Hayatta her şey o kadar acımasız ki, hayatın içine acı sığdıramayacak kadar. Hemingway böyle mi düşünürdü acaba acımasız gerçekler içinde acı barındırmaz. Bu öyküleri okudukça tanık oldum sanki. Öyküleri yaşayablar sanıklar, Hemingway’da tanık mıydı acaba? İyi bir yazar iyi bir tanık mıdır da?
Veda etmiyorum okumak benim içün zorlayıcıydı. Ama’dan sonra kitabı fırlattım ve çok sinirlendim. Hemen bitireceğim bu kitabı dedim iki gün oldu bazı sayfaları okuduktan sonra bir kaç dakika duraksamam gerekiyor. Güney Kore’nin bir köyünde geçen bir hikaye nasıl bu kadar derinden ve gerçek hissettirebilir bir süre bunu düşüneceğim.
Veda EtmiyorumHan Kang · April Yayıncılık · 20242,202 okunma