Hastalık, sefalet, acı ve kötülüklerden kaçmak için insanların yıldız falı şemalarını, burçlarını incelemelerinden bıktım usandım. Bence yıldızlara karşı acımasızlık bu. Kader olayından sanki bize verilmiş bir misafirmiş gibi söz eder, gerçekte her yaşadığımız gün kendi kaderimizi çizmekte olduğumuzu unuturuz. Sandığımız kadar gizemli olmayan bazı kötülüklerin bizi etkilemelerine kader deyip çıkıyoruz işin içinden. Dikkatle bakarsak başımıza gelen her uğursuzluğun nedeni aslında kendi davranış biçimimiz
Yardıma, yönlendirilmeye gerek duyuyorsak neden doğrudan kaynağına inmeyelim ki? Peki neden yönlendirilmeye ve yardıma gerek duyuyoruz? Kendimizi rahatlatmak, işimizi kolaylaştırmak, sonuca kestirmeden varabilmek için mi?
Ne kadar çok öğrenirsek, o kadar az biliriz. Ne kadar çok aygıtımız varsa o kadar az görürüz. Dikkatlice incelemeyi, görmeyi bir kenara itip bilmek ve öğrenmek sevdasından vazgeçtiğimizde, işte ancak o zaman gerçekten görür ve biliriz. Görenin ve bilenin teorilere veya gözlüğe ihtiyacı yoktur. Bütün mücadelelerimiz bir itiraf niteliğindedir. Kendimize ne kadar güçsüz, ne kadar cahil, ne kadar korumasız ve yalnız olduğumuzu hatırlatırlar. Gerçekte ise öyle değiliz halbuki. Kendimize ne boyut verirsek, o kadar büyür, o kadar olabiliriz.
Bildiğimizi ne zaman bilmeye başlarız? Ancak hiçbir şey bilmediğimizi anladığımız an. Gerçek, kabullenmekle birlikte ortaya çıkar. Anlatılması imkânsızdır. Beynimiz, zihnimiz değildir. Zihni ele geçirmeye çalışan bir zalimdir.