1000Kitap Logosu
Henry Miller

Henry Miller

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
7.6
948 Kişi
3.006
Okunma
496
Beğeni
19,8bin
Gösterim
Tam adı
Henry Valentine Miller
Unvan
Amerikalı Yazar, Ressam
Doğum
New York, Amerika Birleşik Devletleri, 26 Aralık 1891
Ölüm
Pacific Palisades, Los Angeles, Kaliforniya, Amerika Birleşik Devletleri, 7 Haziran 1980
Yaşamı
Henry Valentine Miller, yaşadığı dönemdeki edebiyat formlarının dışına çıkarak roman, otobiyografi, felsefe ve mistizmi karıştırarak kendi tarzını yaratmıştır. Kendi hayatından aldığı gerçekleri tekrardan kurgulayarak kitaplarına aktarmıştır. Alman göçmeni katolik bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası terzi Heinrich Miller, annesi ise Louise Marie Neiting'di. Çocukluğu Brooklyn'de geçti. Gençliğinde çeşitli işlerde çalıştı ve kısa bir süre New York Şehir Üniversitesi'nde okudu. 1928 ve 1929 yıllarında ikinci karısı June Edith Smith (June Miller) ile birlikte birkaç ay Paris'te geçirdi. 1930 yılında tek başına Paris'e taşındı ve II. Dünya Savaşı patlak verene kadar burada yaşadı. Bu dönemde meteliksiz bir şekilde arkadaşlarından geçinerek avare bir hayat sürdü. Anais Nin, Alfred Perles, ve Lawrence Durrell gibi yazarlarla dostluk kurdu. 1931'in sonbaharında Alfred Perlés vasıtasıyla Chicago Tribune'un Paris baskısında bir iş buldu. Sevgilisi Anais Nin'in desteğiyle 1934 yılında ilk kitabı Yengeç Dönencesini (Tropic of Cancer) yayımladı. Ardından Kara İlkbahar (Black Spring) (1936) ve Oğlak Dönencesini (Tropic of Capricorn) (1939) yazdı. Kitapları ABD'de müstehcen bulunduğu için yasaklandı. Ancak elden ele ulaştırılan kitapları ona belli bir ün kazandırdı. 1940'da ABD'ye döndü ve California'da Big Sur'a yerleşti. ABD'nin kültürel değerlerine ve ahlâkî tavrına meydan okuyan çalışmalarına devam etti. Hayatının son yıllarını Pacific Palisades'de geçirdi. Yengeç Dönencesi'nin 1961 yılında ABD'de yayımlanması bir müstehcenlik davasına neden oldu. 1964 yılında ABD Yüksek Mahkemesi kitabın bir edebiyat çalışması olduğuna karar verdi. Bu olay cinsel devrimin kilometre taşlarından biriydi. Kitabın basılmasını savunan avukat Elmer Gertz ve Miller sonraki yıllarda yakın arkadaş oldular. Edebiyat çalışmalarının yanında Miller bir ressam ve amatör bir piyanistti.
Uykusuzluk
OKUYACAKLARIMA EKLE
Yengeç Dönencesi
OKUYACAKLARIMA EKLE
Oğlak Dönencesi
OKUYACAKLARIMA EKLE
Seksus
OKUYACAKLARIMA EKLE
Clichy'de Sessiz Günler
OKUYACAKLARIMA EKLE
Neksus
OKUYACAKLARIMA EKLE
Pleksus
OKUYACAKLARIMA EKLE
Cinsellik Dünyası
OKUYACAKLARIMA EKLE
Kara İlkbahar
OKUYACAKLARIMA EKLE
Cennette Bir Şeytan
OKUYACAKLARIMA EKLE
Marousi'nin Devi
OKUYACAKLARIMA EKLE
Çılgın Üçlü
OKUYACAKLARIMA EKLE
Aşk Mektupları
OKUYACAKLARIMA EKLE
Rimbaud ya da Büyük İsyan
OKUYACAKLARIMA EKLE
Hatırlamayı Hatırlamak
OKUYACAKLARIMA EKLE
Edebi Bir Tutku
OKUYACAKLARIMA EKLE
Big Sur ve Hieronymus Bosch'un Portakalları
OKUYACAKLARIMA EKLE
The Time of the Assassins
OKUYACAKLARIMA EKLE
692 syf.
Ben böyleyim, bir tür eğri ama olduğu gibi davranan...
Bir kitabı seviyorum ya da sevmiyorum demek terbiyesizlik sayılmaz, çünkü karides ya da domatesi seviyorum ya da sevmiyorum demek gibi bir şeydir bu. Ama bu kitap güzeldir ya da çirkindir dediniz mi iş değişir. Bu kitap güzeldir dediniz mi, bu, onu güzel bulmayanları suçlu sayıyorum ya da içinde bulunduğum toplumun bu kitabı güzel bulmasını istiyorum demektir... diyen Jean-Paul Sartre haksız sayılmaz. O, bir kitaba çirkin demek üzerine eleştiride bulunmamış ama ben kendimce satır ekleyeyim. Bir kitap neye göre kime göre çirkin? Bulunduğu akım çerçevesinde mi çirkin? Diğer akımlarla karşılaştırarak mı çirkin? O zaman bulunduğu akım çirkin; kitap değil. Sartre'ye ben kulağımı çektirdim, siz de küpe olarak takının bu satırları. Ve işte düşündüğü gibi yaşayan, yaşadığı gibi söyleyen yeraltı edebiyatının serserisi, Buko.'nun üstadı Henry karşınızda! :) Bir sürrealist bir yeraltı bir araya gelirse n'olur? Pek hayırlı işler olmaz :) Henry, bir sürrealisttir. Üslup önemsemez, kuralları yoktur. Her şeyi tî'ye alır. Dinini bile. (Bir katoliktir.) Kitabın adından gördüğümüz üzere Seksus Pembe Çarmıha Geriliş. Neden latince seks kelimesini seçmiş olabilir? Hıristiyan peygamberi Jesus'a uyumlu olsun, seksi tabu gösteren dine atar gider olsun diye. İşte bu kadar tîci. Bir olay ve karakterler etrafında yazılan kurgu kitaplara karşıdır. İnsanların artık bıktığını kitapların asıl yaşamı anlatması gerektiğini düşünür. Topluma düşüncelerini sevdirme çabası yoktur. Ben ne siyaset adamıyım ne de diğer yazarlar gibiyim der. Nobel almak için de diğerlerine benzemeyeceğini söyler. Diğer yazarların öğüt vermekten başka bir iş yapmadığını savunur. Ben vaaz veremem peygamber değilim işinize gelirse diye resti çeker. Bu düşüncelerini öyle mihenk yapmıştır ki Fyodor Dostoyevski 'yi tekrar tekrar okur, kendi düşüncelerini fırınlamak için onu yerden yere vurur. Sarhoşluk ve dengesizlik en sevdiği şeylerdir. Bunların insanın gerçek yüzünü çıkardığına inanır. Seksus'u 33 yaşında İsa'nın çarmıha gerildiği yaşta yazdım diye övünür. Bu yaşındayken ona arkadaş olan koyu katolik babası, kitaplarından haberdar olunca senin gibi evlat doğmaz gomaz olsun diye adını bile anınca tüyleri diken diken olmuştur :) Sonuç ne oldu? Alayına rest diyen adam ünlü bir yazar oldu mu? Başta Amerika olmak üzere ingilizce konuşan bütün ülkelerde kitapları sırayla yasaklandı. Sonra da Avrupa'da. Yayınevlerinin açtıkları davalarla yıllar sonra kitaplar tekrar basıldı. Okunuyor mu eh işte. Bu kitabı Amerika'da 1 dolar gerisini siz düşünün :) Sen niye okudun dersen. Beni pavyona alıştıran senin zalim enişten misali Salâh Birsel sağolsun :)) Kitaba geleyim... Hatalarımız, kararlarımız, hayatımız hatta herşey onun için seks gibidir. Sonu ya mutluluk, çokluk ya da pişmanlık, bir iğrenme. Kendi hayatını, arkadaşlarını, ilişkilerini, evliliğini, hayat felsefesini, kendi penceresini kurgusuz, akışına göre yazmış. Yirmi sayfada bir edepsiz, utanmaz şeyler değil bildiğin pornografik şeyler yazar. Bu sayfa aralığı ona düşer, kırka çıkar. Net rakam kabul görünmesin. Pdf olarak okuyorsanız tek gözünüz kapalı sayfayı kaydırın çok bir şey kaybetmezsiniz :D Çünkü bütünlük yok o içeriklerle. Bunun dışında baba yazmıştır. Eklediğim alıntılara bakınca boş bir adam değildir. Şizoid haller gözlemlenebilen sağlam bir kalemdir. Pornografik içerikleri ve kadınları aşağılayan yerlerini çıkarınca sevdim ben kitabı. Yeraltı edebiyatı sevenler okuyabilir. Diğerlerine de tavsiyem: Önceden bir tanışıklık yoksa boşverin bulaşmayın mı desem... Aman kendiniz karar verin. Kalıpsız okurlara keyifli okumalar olsun ;)
Seksus
8.9/10
· 121 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
3
68
288 syf.
·
9 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Not; "Her kitap okunmaz ve hatta basılmamalı bile" diye düşünen, değeri kendinden menkul otoriteler ve sansürcüler ne bu kitabı ne de bu incelemeyi okusunlar. Bir inceleme böylesi bir "not" ile başlamaz biliyorum ama siz bunu Miller etkisine veriniz. Henry Miller, "yeraltı edebiyatı" adı verilen türde okuduğum ilk yazar, "Yengeç Dönencesi" ise yazarın "Uykusuzluk" adlı romanından sonra okuduğum ikinci eseri. Henry Miller, romanlarında kendi hayatından olayları konu eden ve bunu yaparken toplumun geleneksel ahlak anlayış ve söylemini yok sayan, tam bir "sokak ağzı" ile ifade ediyor kendini ve duygularını. Romanda bir olay örgüsü yok, Paris'te parasız geçen günlerinin hatıralarını anlatıyor Miller. Bir Paris güncesi, yoksulluk dolu. Yayınlandığı yıllarda başta ABD olmak üzere bir çok ülkede kitaplarının sokulması yayınlanması yasaklanmış ve bir çok davaya neden olmuş bir yazar olarak bakıldığında, "neden" sorusuna cevap aramak için okuma isteği oluşacak okurlara uyarıda bulunmak istiyorum; eğer argo ve cinsellikle ilgili ifadeler sizi rahatsız ediyorsa bu kitabı okumayı hiç düşünmeyin. Bunu göz ardı edebilecek kişiler ve "yer altı edebiyatı"na dair kitap dağarcığına bilgi eklemek isteyenler için ise sansürsüz ve erotizmden yoksun bir cinsellik, duygu ve düşünce akışına hazır olun, derim. Miller'in hiçbir edebi kaygısı olmadan yazdığını kitabın giriş bölümünde bulunan paragraftan anlamak mümkün. "Paris'teki ikinci yılımın sonbaharı. Henüz kavrayamadığım bir nedenden ötürü gönderildim buraya. Parasızım, çaresizim, umutsuzum. Dünyanın en mutlu adamıyım. Bir yıl önce, altı ay önce, sanatçı olduğumu düşünüyordum. Artık düşünmüyorum, öyleyim. Edebiyat sayılan her şey beni terk etti. Yazılacak kitap kalmadı, tanrıya şükür. Bu mu? Kitap değil bu. Karalama, iftira, haysiyete karşı bir saldırı. Sözcüğün alışılagelmiş anlamında kitap değil, hayır, uzun bir hakaret bu, Sanatın yüzüne tükürülmüş bir balgam." Bu "umutsuz ama mutlu" adamın isyan dolu satırları sonrasında ise yazdıkları benim için güzel ve anlamlı; "Şarkı söylemek için önce ağzınızı açmalısınız. Bir çift ciğeriniz, biraz da müzik bilginiz olmalı. Akordeon ya da gitar gerekmez. Önemli olan istemek şarkı söylemeyi. Bu bir şarkı öyleyse. Şarkı söylüyorum." Evet, önemli olan istemek ve ne istediğini bilmek. Bu nedenle bu kitabı okumak isteyenler, bu kitapta ne bulmayı istiyorlarsa onu bulacaklardır diye rahatlıkla söyleyebiliyorum. Miller içinden geldiği gibi söylemiş şarkısını, yapabileceğimiz iki şey var, onu dinlemek veya kulağımızı kapamak, hepsi bu… Ama verdiği mesajı almak bunun çok ötesinde çünkü bu aynı zamanda bir soru; Var mısın sen de kendi şarkını söylemeye, sadece sen duyabilsen bile ? "Evet", diyebilenlerin okuması dileğimle.
Yengeç Dönencesi
7.6/10
· 525 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
2
20