Vicdanı olan herkes, 400 senelik hamamın ve yarım asırlık servilerin değil, darphanede 4 saniyede basılan bir deste gıcır gıcır banknotun daha fazla kıymet taşıdığına kalıbını basardı!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Muhtemelen iş hanından enikonu para kazanacak, ama müzayedede bir Hint minyatürü almak, yahut yatla Galapagos Adaları'na seyahat etmek, tayyâreyle Capon diyârına uçup Tempuri yemek aklına gelmeyeceği için bu para, kasasını beyhûde yere doldurmuş olacaktı. Galiba adam, zenginlik ile refahı aynı şey zannediyordu.
Belki de iyi ve kötü edebiyat arasındaki fark, Olimpos'un zirvesindeki on iki neşeli ilâh ve ilâhenin kusursuz güzellikteki heykelleri ile Kudüs'ün Hinnom Vadisi'nin derinindeki zavallı ve me'yûs cesetler arasındaki farktı.
Kısacası kâdim efendilerin köleler üzerinde mülkiyet, şimdikilerin ise zilyetlik hakkı vardı. İşte! Allahu Teâlâte'ye teslim olup da günde beş vakit salâha ve felâha davet edilen hür insanların, her öğlen saat bir'de fabrika düdüğü öter ötmez patronlara kölelik etmeye başlamaları galiba dine pek sığmazdı. Zaten her dini bütün kişi 'abdullah' yani 'Allah'ın kölesi' değil miydi? Herhangi bir 'abdullah'ın bir kölesi, yani bir abdulabdullah'ı varsa, köle sahibi bizzât kendisini şirk koşmuş olmayacak mıydı? 'Şirket' işte buydu!