İnsan, özellikle modern insan çoğu zaman kendinin ve ne yaptığının farkında olamıyor. Hayat içerisinde kendine yazılmış bir rol olduğunu ve onu oynadığını düşünür modern insan. Zamanının, giydiklerinin, yediklerinin ve yaptıklarının bütün anlamı, bu rolden ibarettir çoğu zaman. Yani elbette onun düşüncesine göre. Fakat başka bir gözün, onun yaşantısından, yediklerinden ve içtiklerinden ve hayatın anlamından çok daha farklı şekilde yaşayan birinin gözünden kendini görmesi imkansızdır. Doğadan ayrılmış, taş binaların arasında kendine bir yaşam kurmaya çalışan modern insan da doğada hala ağaçlarla iç içe yaşayan insanları anlayamaz. Bazen modern insan, doğada yaşayan yabanıllara bakarak kendi yaşantısına şükreder. Bunu birçok yerde görürüz. Peki, doğada hala yabanıl olarak adlandırılan kabile insanları, bir Avrupalıya veya modern insana nasıl bakıyor? Bu kitapta, Erich Scheurmann, bizlere bu sorunun cevabını vermiştir. Hem de tokat gibi cevaplar. Kendimizin çoğu zaman farkında olmadığımız bir yaşantıyı, nasıl oluyor da kendimize hak görüyoruz ve bunun farkında bile olmuyoruz? Kitabı okurken, aklımdan geçen çok fazla düşünce vardı. Bu düşüncelerden birini bile gerçekleştirebilirsem sanırım hayatımın çok farklı evrelerine doğru yelken açacağım. Ruhsal ve fiziksel olarak hayat evrelerinden geçmek, her insan için gerekli dönüşümler yaratmaktadır. Biz bu dönüşümleri nasıl bu kadar erteleyebiliyoruz peki? Bunların cevabı, raporun ilerleyen kısımlarında verilecek. Bir de tek tek bölümleri anlatmaktansa, kitapta dikkatimi çeken noktalar üzerinden genel bir yorum yapacağım.
Kitap, Erich Sheurmann’ın ön sözü ile başlamaktadır. Bunun haricinde ise on bir bölümden oluşur. Bu bölümlerden her birinde Samoa’da Tiavea kabilesinin reisi Tuiavii’nin Avrupa yolculuğunun onda bıraktığı