kitap, `daryush shayegan`'ın dağınık gibi görünen ama aslında tek bir zihinsel yarığın etrafında dolaşan metinlerinden oluşuyor. türkçemizde ise `haldun bayrı`'nın kaliteli çevirisi ile varlık buluyor.
şu sorular dönüp durdu kafamda:
bir toplum çağıyla aynı anda yaşayamayabilir mi?
ya da daha doğrusu, aynı anda yaşadığını sanıp aslında iki ayrı zamanda mı durur?
shayegan'ın meselesi iran üzerinden konuşuyor gibi görünse de daha geniş. modernlikle karşılaşan ama modernleşemeyen; geleneği bırakmayan ama içinde de kalamayan toplumların zihinsel hâli. ne tam geçmişte ne tam şimdi. bir eşikte yaşamak. ikiaradabirderedelik. (bu kavram, anlamından bağımsız, bana çok estetik geliyor. yaralı bilinç kitabını okurken karşılaşmıştım ilk. fakat onun incelemesini yazmadım hala. aklımda.)
devam edeyim..
kutsalın dönüşümü, özgürlük fikrinin tahakküme evrilebilme ihtimali, sanatın bağımsızlaşamaması, felsefenin batı-dışı coğrafyalarda nasıl kurulacağı… bunların hepsi tek bir soruya bağlanıyor: bilincimiz hangi zeminde duruyor?
jean baudrillard'ın simülasyon düşüncesine yaslandığı yerlerde, imge ile gerçeğin ayrışmasını tartışıyor. modern dünyanın hızla çoğalan imgeleri karşısında bilinç parçalanıyor. her yere erişebiliyoruz ama hiçbir yerde tam olarak bulunamıyoruz. bilgi artıyor, derinlik azalıyor. öteki siliniyor, aynı çoğalıyor.
özgürlük meselesine geldiğinde ise daha sert. manevi bir yolun siyasete yaslandığında kendi karşıtına dönüşebilmesi ihtimali üzerinde duruyor. din kamusal alanı bütünüyle kuşattığında büyüsünü yitiriyor; sekülerleşme kaçınılmaz hale geliyor. burada sorun özgürlük değil, özgürlüğün bağlamı.
shayegan'ın en çok üzerinde durduğu şey, bilincin melezleşmesi. saf değil artık. katmanlı. çatışmalı. bazen kendini inkâr eden bir bilinç. ne bütünüyle geleneksel ne