Haldun Bayrı

Haldun Bayrı

YazarDerleyenÇevirmen
8.3/10
1.496 Kişi
·
5,2bin
Okunma
·
12
Beğeni
·
1.437
Gösterim
Adı:
Haldun Bayrı
Unvan:
Yazar, Çevirmen, Editör
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 13 Mart 1961
13 Mart 1961'de İstanbul'da doğdu. 1981'de Galatasaray Lisesi'ni bitirdi. Boğaziçi Tarih Bölümü'nde 3, Sorbonne Coğrafya Bölümü'nde 5 ay okudu. Manav tezgâhında 2, kitap dağıtımcısında 2,5 yıl çalıştı. Eğriboz Adası'nda 3 ay tamamen, Behramkale'de 3 yıl kısmen yalnız yaşadı. Kulağına küpe olarak, Ayvacıklı Ali Baba'nın şu sözü takılmıştır: "Kör Allah'a nasıl bakarsa, Allah da ona öyle bakar." Metis Yayınları'nda editör olarak çalışmış ve Fransızca'dan çeviriler yapmıştır (Cioran, Léo Malet). İki Şahit ve diğerleri ilk kitabıdır.

Claude Lévi-Strauss, Marguerite Duras, Jacques Bertrand, Daryush Shayegan, Léo Malet, E.M. Cioran, Edgar Morin, Gilles Kepel, Olivier Roy, Albert Cossery, Abdelwahab Meddeb, Olivier Abel, Marguerite Yourcenar’dan çeviriler yaptı. Türkçeden Fransızca­ya Ahmet Hamdi Tanpınar, Takuhi Tovmasyan ve Hrant Dink’ten çe­vi­riler yaptı.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
168 syf.
·4 günde·9/10
Çürüyoruz gönülsüzlüğümüzle, saldırgan dilimizle, zalimliğimizle, fanatizmliğimizle…

Kokuşuyoruz düşünce bulantılarımızla, hırpalanan ruhumuzla, kelime fuhşiyatımızla…

Eriyoruz yaşamı olumsuzlaştırmakla, düşünce itibarsızlaştırmalığımızla, yüz buruşturmalığımızla…

“Çürümeyi mi ilginç bulduğunuzu, Çürüyenleri mi ilginç bulduğunuzu” mutlaka sorgulamalısınız eğer bu kitaba gönlünüz kayarsa.

Her bunaldığınızda, “İntihar mı etmeli?” ya da “İntihar meyilinden olumlu bir yaşam mı çıkarmalı?” sorularına cevap verememekliğinizi irdelersiniz eğer bu kitabı arzularsanız.

Kitabı okuduğumda “Ne gülün, ne de ağlayın. Sadece anlayın.” diyen Spinoza’ya ayrı bir saygı duymak ihtiyacı hasıl oldu düşüncelerimde.

Uykusuz bedenler, yorgun ruhlar için bir nefes gibi yazılmış kitabı kim okumak istemez ki?

İnsanın derdi, ebedi yenilmiş olsa bile yine de vazgeçmeden hayatla didişmek değil midir?

İşte burada kararı siz vereceksiniz. “Çürümek” yada “Düş kırıklarını ölmeden önce gömmek”

Çürümeye savaş açan tüm gönüllülere…

Saygılarımla…
168 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
"Aşka, hırsa, topluma sırt çevirenlerden kendinizi sakınınız. Vazgeçmiş olmanın intikamını alacaklardır."

"Hiçbir kriterin olmadığı bir dünyada yaşamak isterdim' Hiçbir prensibin ve formun olmadığı bir dünya! Bir dünya ki, belirsizlikler diyarı; çünkü bizim şu ana dek yaşadıklaɾımız tamamen foɾmlara, kriterlere bağlı o kadar yavan. "

Kitap sindire sindire yavaşça okuyabileceğiniz tarzda felsefik ve bir o kadar dopdolu , felsefe severlerin okumasını tavsiye ederim.Hayatla ilgili her duyguya değinmiş yazar.İnsana gerçek anlamda birşeyler kattığını düşünüyorum.

Bilmeyenler için; Cioran’ın yabancılaşma üzerine fikirleri, varoluşçu yazarlardan olan Albert Camus ve Jean-Paul Sartre'yi derinden etkilemiştir.Pesimist yaklaşımıyla Cioran, hayatın, anlamsızlığı, sıkıntısı, çaresizliği ve sakıncaları üzerine çok yazdı.Ve Cioran aynı zamanda filozoftur.

Kitapla ilgili not; beğendiğiniz yerleri bir kâğıda aktarın kitap bitince kendi notlarınızı baştan sona okuyunuz.
Bana bu kitabı hediye eden değerli arkadaşıma çok teşekkür ediyorum.
168 syf.
·6 günde·9/10
Çürümeyi okumaya karar verdiyseniz ve kitabı elinize aldıysanız sizi kimsecikler bundan alıkoyamaz, tavsiyeye de gerek duymazsınız. Çünkü kitabın kapağını açar açmaz sizi içine çeken çekene; çürümeler, kokuşmalar, bunalımlar, haykırışlar; düşünceler, tespitler, eleştiriler...
Kitaptan alıntılarla somutlaştırayım, daha iyi anlaşılır: “Nerede tükettin ömrünü? Bir hareketin hatırası, bir tutkunun işareti, bir maceranın parıltısı, güzel ve firari bir cinnet.. Geçmişinde bunların hiçbiri yok; hiçbir sayıklama senin ismini taşımıyor, seni hiçbir zaaf onurlandırmıyor. Iz bırakmadan kayıp gittin; senin rüyan neydi peki?"
Fakat Çürüme, o kadar da basit değil herkesin okuyabileceği, satırlarını kaldırabileceği bir kitap değil; aşırı yoğun bir kitap, Cahil Hoca’dan sonra okurken zorlandığım ilk kitap. Cioran, okuyucuyu paragraflar arasında hazmede hazmede yürüyüşe çıkartan bir yazar...bu yüzden hemen bitirip köşeye atabileceğiniz bir kitap olarak düşünmeyin! Günlük ortalama 25-30 sayfa ancak okuyabiliyordum. Bazen bir sayfadan sonra ikinci sayfayı kaldıramıyor kitabı sessizce yerine bırakıverirdim🤷‍️
Çürümenin Kitabı okurken can sıkar, okuruna acımaz, bazı gerçekleri insanın yüzüne yüzüne çarpar; “İnsan, kendini Şeytan’da çok fazla bulduğu için O’na tapamaz; ondan bilerek nefret eder; kendinden-yüz çevirir ve Tanrı’nın yoksul vasıflarını ayakta tutar. Ama Şeytan bundan şikayetçi değildir ve bir din kurmaya hiç heveslenmez: Zayıflatılmamasını ve unutulmamasını temin etmek için burada değil miyiz biz?”
Ruhunuzu doyumsuz, boşlukta hissettirir, hayata tutunduğunuz değerleri şöyle bir silkeler(özellikle inanç konusunda):
“Niçin Tanrı o kadar soluk, o kadar dermansız ve o kadar vasat bir çekiciliktedir? Niçin ilginçlik, tutarlılık ve güncellikten yoksundur ve bize o kadar az benzer? Bundan daha az insan biçimli ve bundan daha ucuz bir biçimde uzak bir imge var mıdır?”
Ya bizler! bizler masum muyuz? Cioran’e göre değiliz hatta daha da ileri gider bir caniyle aynı kefeye koyar; “Cani, özgürlüğünü sınırsız bir şekilde kullanır ve gücünün fikrine karşı koyamaz. Başkalarının hayatına son verme konusunda, o da her birimizle aynı düzeydedir. Eğer düşüncede öldürdüklerimiz hakikaten yok olsalardı, yeryüzünde kimse kalmazdı. İçimizde çekingen bir cellat, hayata geçmemiş bir katil taşırız.” yine bir başka sayfada;
“Hepimiz sahtekâr olduğumuz için birbirimize tahammül ederiz.” der.
Kitap boyunca yazar, günlük hayatı deşmeye devam eder, bazı yerlerde tercihinizi yazardan yana kullanmak istemezsiniz bu durumda kafa karışıklığınızla kala kalırsınız... Dinler, ‘intiharı’ günah olarak(bunun sebebini de söylüyor o da ayrı bir konu) yazar ise yaşamı Tanrı’dan uzaklaşma olarak değerlendiriyor. Bu yüzden yazar 30 yaşına varmadan ölmeyi düşündüğünü fakat intiharı bir türlü gerçekleştiremediğini sık sık dile getirir. “Bir insanın ihtirasından fazla yaşaması, onu benim gözümde hor görülmeye lâyık ve iğrenç kılmaya yetiyordu. İnsanlığın bana fazla geldiği de söylenebilir. Onda az sayıda büyük karar ve öyle bir yaşlanmaya teşnelik görüyordum ki yüz çeviriyordum; otuzuma gelmeden bu işi bitirmeye karar vermiştim. Fakat yıllar geçtiğinden, gençliğimin gururunu kaybediyordum: Her gün, bir tevazu dersi gibi hâlâ hayatta olduğumu, hayatın çürüttüğü insanların arasında rüyalarıma ihanet ettiğimi hatırlatıyordu bana.”
... Ölümü seçenler dışında hiç kimsenin Tanrı’nın sevgili kulu olamayacağını tekrarlıyordum kendime. Şimdi bile, kendini asan bir kapıcı yaşayan bir şairden daha değerlidir gözümde. İnsan intiharı ertelenmiş birisidir.”
Çürüme varoluşu, işlenen bir günah, bir suç nedeniyle olduğunu savunur. “Hangi günahı işledin de doğdun? Hangi suçu işledin de varsın?...
Çürüme sizi düşünmez; tam aksine sizi azarlar, bunaltır, mutsuz eder ve yerden yere vurur; insanın aklına, yazarın biz okurla, hayatla ne alıp veremediği sorusu gelir; ben bunu tüm satırlarda sorguladım...
Yeri gelir yazarın karşısında dehşete kapılırsınız, okurken insan yazarla kavga ederken, tartışırken buluyor kendini.
İçinizden bir çığlık yükselir, neden...?
Kitabın sonlarına doğru kitapla barışır kucaklarsınız, yazarına bir göz kırpar ve şöyle dersiniz: Evet, bunlar senin doğruların...

Son olarak eğer Cioran’i daha önce okumadıysanız; kitaba başlamadan önce birkaç iyi inceleme okumanızda ve alıntılara göz atmanızda fayda var. Çürüme’yle beraber yazarın diğer kitapları da okuma listeme eklendi. Mutlaka okunması gereken bir eser, okumak isteyen herkese keyifli okumalar dilerim...
168 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar Çürümenin Kitabı diğer kitaplardan çok farklı çünkü buhran karamsarlık huzursuz olacağınız bir kitap.Kitabı okumadan bu kadar karamsar bir kitabı neden okuyayım.Kitaplar huzur bulmak ve dünyadan biraz uzaklaşıp rahatlamak için değil miydi ? Evet öyleydi ama biraz olsun kitapların güzel hayal dünyalarından hayatın gerçeklerini görmemiz gerekiyor.Kitap kanıksamış olduğumuz düşünceleri ve hayatı sorgulatıyor sorgulatırken korkunç olabilir ama Bu oldukça zor olsa bile, belki çürümüş de olsa gerçeklerin peşinden koşmak, onlarla tanışmak, farkındalıklarımızla birlikte yaşayabilmemize olanak sağlayabilecektir. Kitapta en beğendiğim aforizmalar ve alıntılar;
“Hayat ancak içine kattığımız yutturmaca derecesiyle hoş görülebilirdir.”
“Hüzün ilk günahın şiiridir...”
“Gündüzleyin güneş marifetiyle bir balmumu gibi eriyorum ve geceleyin katılaşıyorum; beni paramparça eden ve beni kendime iade eden art ardalık; cansızlık ve miskinlik içindeki başkalaşım...”
İyi Okumalar Dilerim...
168 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Cioranın bu eseri için anahtar kelimeler sanırım şunlardır; Mükemmel, düşündürücü, etkileyici, çarpıcı, felsefik, dramatik, şiirsel, açık.

Ciroan, eserinde felsefi görüşlerini kendisine has çarpıcı üslubu ile ifade etmiş. Eser bazı yerlerde düşünselliği devreye soktuğu için aktarımı yavaşlatsa da genel itibari ile akıcı ve tamamlayıcı seriler şeklinde ilerliyor.

Kitapta yoğun bir haz ve ilham'ın eşlik ettiği anlatım söz konusu. Yazar, eserini yazdığı duygusal ve düşünsel havayı tamamen eserine aktarmış, ama yine de tam olarak tanımlayamayacağım bir yoğunluk var sanki: Öfke, açıklık, kibir, sıkışmışlık hisleri arasında bir yerlerde...

Eseri felsefi olarak inceleyecek olursak; kitap okuyucunun fikirsel düzlemini kırarak ilerliyor. Sanırım eserin çarpıcı olması da bu sebepledir. Yazarın kimseyi gücendirmemek veya zihnini alt-üst etmemek gibi bir kaygı gütmediği çok açık. Belki de felsefi eserler hatta özellikle felsefi eserler böyle olmalı.

Kitaba dair ne söylesem sanırım biraz eksik kalacaktır. Bazı eserler hakkındaki en iyi fikir ancak okunarak alınabilir. Eseri tekrar, belki de sonra bir tekrar daha yaparak okuyacağım. Zira oldukça keyif aldım. Sizlere de şimdiden keyifli okumalar dilerim.
185 syf.
UYARI: GERÇEKLERLE YÜZLEŞMEYE HAZIR DEĞİLSENİZ BU KİTABI OKUMAYIN!

Çürümeye sebep bakteriler midir? Ama bu kitap bir meyvenin çürümesini anlatmıyor ki! Ruhun, yüreğin önce kokuşmasını, sonra da çürümesini anlatıyor. O zaman en baştan başlayalım, bakalım bakteri değilse nedir çürüme sebebi!

İnsan dünyaya yalnız gelir ve zamanla kalabalıklar içine karışır. Yalnızlığı bozan dünyadır. Kişi zaman içerisinde yurtsuzlaşır, ruhuna dertler sızar. Istırap çeken ilk insan zanneder kendini, kendi acısı dışında herkesin acısı meşru ve gülünçtür aslında. Işığa yürümek isterken karanlıklara çıkar. Yeşermesine susadığı ümit tohumlarını dünya geçersiz kılar. Bu safhada bir koku oluşmaya başlar, kokuşmaya başlar ruh. Ve devamı gelecektir.

Çürümenin kokusu geleceğe buram buram yayılır. Gelecekte özgürlük arar insan, sonunu ertelemeye uğraşır. Yaşamaya devam etmek için hakikati kabul etmeye çalışır. Fakat hangi yöne giderse gitsin adımları yere batacaktır. Çürümüşlüğü beraberinde parça parça sürükleyecek, kendine yalanlar söylediğinin farkında olmayacaktır. Öyle bir an gelecek ki keşfedilmemiş bir gezegen kadar uzaklaşacak kendinden!

İçine kapanacak, uykusuz gecelere birçok sorgulama sığdıracak. Kendisinden kurtulmak belki de son çaresi olacak ya da mutsuzluğuna alışacak. İki bacağın üzerinde onca malzemeyi ve buna bağlı tüm tiksintileri taşıyacaktır. Her şeyle hesabı kapatmak için kendini tasfiye mi etmesi gerekir yoksa? Ya da her bir anının 'neden' ini, 'nasıl' ını mı sorgulamalı?

"Bütün varlıklar mutsuzdur; ama ne kadarı bunu bilir?"
Bu alıntı çok düşündürücü değil mi? Sorgulamamak elde mi!

Bu bahsettiğim insan aslında hepimizin içinde, içimizde bir kuytuda. Bu kitap kendime tuttuğum bir ayna oldu adeta. Gerçeklerle yüzleşmek zorunda kaldım belki, yine de kendimi kandırmak yerine yüzleşmeyi yeğlerim...

Yazar, kitapta tanrıları fazlasıyla yargılamış ve nefretini açıkça dile getirmiştir.

Emil Michel Cioran da ilk defa okuduğum yazarlardan. Kitabın akıcı olduğunu söyleyemeyeceğim maalesef. Zor ve yorucu bir deneyimdi. Kısaca ve en yalın halde anlatmaya çalıştım fakat daha bu kitap hakkında sayfalarca yazabilirim. Sıkmamak adına kısa olmasını tercih etmeliyim galiba.

Kitabı okumak için geniş vakit ayırabileceğiniz bir zaman tercih etmenizi tavsiye ederim. Kitabın çekici kapağı sizi aldatmasın, zira asla aralara sıkıştırılacak bir eser değildir. Keyifli Okumalar...
232 syf.
·9 günde·10/10
Cioran ile yapılan röportajın kitaba çevrilmesiyle oluşan ezeli bir mağlup. Cioran hakkında kişisel bilgilere en çok ulaştığım kitap bu olmuştur. Cioran'ın herhangi bir kitabını okuyan herkesin aklında yazarla ilgili soru işaretleri ve sorular oluşmaktadır. Bir çoğunun cevabı burada yer alıyor bu yüzden Cioran okumaya başlayan birinin bunu sonlara saklamasını tavsiye edebilirim.
Şimdi Cioran hakkında bazı bilgileri paylaşacağım; 17 yaşında Birinci Dünya Savaşının başlaması ile uykusuzluk hastalığına yakalanmaktadır. Babası Kilise Din adamı iken annesi daha çok inançsız biridir. Cioran'a göre onu en iyi anlayan kişi annesi olmuştur ve şu diyaloga bakalım; Bir gün ona, "Artık dayanamıyorum," dedim; beni hâlâ şaşırtan bir cevap verdi (annem): "Böyle olacağını bilseydim kürtaj yaptırırdım." Allak bullak etti bu beni. Ama çok da iyi geldi.
Çocukluğunda babasının bir din adamı olması ile dini eğitim almış ve dualar eden birisidir Cioran, fakat daha sonrasında içinden gelmediğini belirterek inançsızlığı seçmiştir. Felsefe öğretmenliği bir sene yapıyor ve mesleksiz yaşamayı özgürlük görüyor, bu yüzden hayatını bu şekilde devam ettiriyor.
Yazma konusuna geldiğimizde onun için yazmak bir tesellidir. Bunu yayımlamakta o şekilde. Yazmak onun için kendisine katlanmak için seçtiği bir yoldur. Bir kitap, her şeyi altüst etmelidir, her şeyi sorgulama konusu etmelidir. Onun için kitaplar öğretmemeli, tehlike arz etmelidir. " Okunsun diye, "bir kitap yapmak" için yazmıyorum. Hayır, bir yükten kurtulmak için yazıyorum."
Cioran için her kitabı bir intihar deneymidir, her kitabı ile bir intihar yaşamıştır. İntihar konusunu çokça ele alan Cioran uykusuzluk hastalığı sırasında ölüm üzerine düşüncelere yoğunlaşmaktadır ve sadece bunu düşünmektedir.
"İntihar üzerine yazdım, ama her defasında açıkladım: İntihar üzerine yazmak intiharı alt etmektir. Bu çok önemli." Kendisi neden intihar etmedi? Bir çok cevabı bulunmakta bu soru için. Bir görüşünde yaşam kadar ölüm ve intihardan da nefret ettiğini belirtiyor, başka bir görüşünde de intihar hakkının sadece insana özgü, Tanrı bile intihar edemezken ben edebiliyorum bu yüzden bunu kullanmak için doğru zamanı beklemeyi belirtiyor. İntihar için danışan gençler bulunmakta, verdiği cevap ise gülemiyorsanız intihar edin. Kendisinin gülebildiğini belirtmekte...
"İntihardan yana değilim, bu fikrin yararlılığından yanayım sadece."
"İntihar fikri olmasa kendimi uzun zaman önce öldürmüş olacağımı söylemiştim. Ne demek istiyordum? Hayatın sadece istendiği zaman bırakılabilmesi fikriyle tahammül edilebilir bir şey olduğunu."
Cioran için intihar düşüncesi yaşamaya yardım eden bir düşüncedir.
Diğer konulara geçersem Sartre ile zıtlığı daima ilgimi çekmişti ve Çürümenin kitabı da Sartre'nin Varlık ve Hiçlik kitabına karşı çıktığını söylüyor. Okumak isteyenler için şu alıntıyı bırakayım; Tam tersi! Çürümenin Kitabında Sartre'a karşı "Bir Fikir Yatırımcısı Üzerine" başlıklı bir sayfa var.
"Ama kendimi Sartre'ın, onun bütün girişimlerinin, hatta hayattaki eylemlerinin tam zıddında hissediyorum."
Bir diğer kişiye Camus'a gelirsek Camus'u sevmiyor çünkü Camus yazdıklarını beğenmediğini beliritiyor.
Sevdiği yazarlara gelirsek Shakespeare ve Dostoyevski vardır. Bir gün bir buluşma da Shakespeare değilsen git buradan demekte birisine.. baya güldüğüm bir kısım, kitabı ne derin okuduğunu anlayabiliriz. Dostoyevski onun için bir numaradır ve öyle kalacağını belirtmektedir.
Son olarak müzik konusuna gelirsek klasik müziğe olan hayranlığını farkedeceksiniz. Özellikle J.S.Bach hayranlığı aşırı yüksektir.
"Müziksiz hayat benim için hakikaten bir saçmalık olur."
"Benim için sadece Bach var"

Bu adamı herkes tanımalı, bazen sinirden güldürüyor bazen tehlike arz ediyor. Kendini hazır hisseden tanışabilir,sadece kişiliği ve hayatı hakkında bilgiler almak isteyende bu kitabı okuyabilir.
168 syf.
·14 günde
Cioran okurları olan bizleri zerre kadar umursuyor mu? Kesinlikle hayır! Varoluşun ve her türlü kavramın boşunalığı ve çürümüşlüğünü ruhunun her zerresinde hissediyor. Bize de ruhuna ve beynine tuttuğu aynaya bakmayı yazınsal miras olarak bırakıyor. Aforizmaları ile kuşatırken intiharı damarlara enjekte ediyor. Kendisi ise yıllarca kah öğrenci olarak kah umursamazca da olsa yaşıyor ta ki alzheimer olana dek. Belki de zihninin her şeyi unutmayı istemesinin bir işaretidir bu. Aksi takdirde ne intihar etme gücünü bulacaktır ne de bu fikirlerle daha fazla yaşayabilme. Eğer bu kitabı depresif bir ruhtayken okuyan olur da hayatına mal olursa veya olmuşsa çok yazık! Yaş ve ruh durumu kısıtlaması konularak satılmalı. Kırmızı reçeteli ilaç misali!

Aforizmaları, satır satır okunası cümlelerini, fikirlerini yorumlamak ise keyifli! Yine de insanoğluna dair bu kadar kötümser bakmamak gerekir. Çok sert ve vazgeçirici tüm güzelliklere yönelik. Okunması kolay mı? Kesinlikle değil. Hap gibi dozunda alınmalı ki zehirlenme yaşatmasın fazla dozdan ötürü.

Yaz döneminde okumasaydım ne kadar dibi görürdüm hayal edemiyorum. Düşünceler günlerce zihninizde demleniyor. Hayat enerjisini emiyor. Bazı sözleri o kadar keskin bir doğrulukta ki hak vermemek elde değil. Öte yandan hayat böyle düşünülerek devam ettirilesi bir şey değil.

Camus’yü etkilediği söylense de Camus çok ama çok daha iyimserdir hayatta kalmaya dair. Ateistler için ateşle oynamak gibi bu kitabı okumak! Aman dikkat!

Kitabın hatırlattığı parça ise anathema’nın flying parçasıdır:

https://m.youtube.com/watch?v=Am_VzTpXStA

Türkçe şarkılardan ise “Dolu Kadehi Ters Tut” un şu parçasıdır:

https://m.youtube.com/watch?v=EmZVeNIAG4U
168 syf.
·6 günde·10/10
Kitabın ne kadar sarsıcı olduğunu yorumlardan anlamak mümkün ancak ben bu kadarını beklemiyordum. Hem kitap hem de kitabın içindeki bölümler gayet kısa fakat okunan her bir bölümü iyice sindirebilmek için çok zamana ihtiyaç var. Bazen sadece bir cümle okuyup kitabı kapattığım da oldu. Zihni oldukça yoruyor, biraz da felsefeye, sorgulamaya meraklıysanız düşüncelere kapılıp gidiyorsunuz. Elimin altından ayırmak istemediğim bir kitap. Sık sık okuyup daha iyi anlamak gerekiyor. Böyle bir kitap yazdığı için yazarı da iyice araştırıp diğer kitaplarını da okuyacağım.Varoluşçuluğa,sorgulamaya, felsefeye ilgi duyan herkese tavsiye ederim. Keyifli okumalar.
96 syf.
"Bir virgül için ölünen bir dünya düşlüyorum."

Şimdi al bu hassasiyeti şekillendir şekillendirebilirsen zihninde..

Cioran 'la ilk tanışmam Hasan Ali Toptaş' ın bir kitabı vesilesiyle oldu. Hemen okumalıyım, diye düşünüp Çürümenin Kitabı 'ndan başladım. Tabi hiçbir fikrim yok nasıl bir okyanusa daldığım hakkında.
Ortalara doğru, artık boğuluyorum, devam edemeyeceğim, diye düşünsem de inatla devam ettim. İyi ki etmişim.

Burukluk, tam bir tanışma kitabı olma niteliğinde diye düşünüyorum. Okyanusa çok yüksekten çakılmıyorsunuz en azından.

Cioran..
Babası bir papaz, annesi çok fazla inançlı olmayan, geniş görüşlü bir kadın, kendisi ; ütopya karşıtı, Hitler hayranı..

Bana enteresan gelen şey, alzheimar hastalığından vefat etmiş olması. Bu kitapları yazabilecek yeterlilikte bir insanın, kapasite sınırlarını zorlayan o eşsiz bilgi birikimi ve fırtınalar koparan içsel çekişmeleri, unutmakla malul olmuş ve bu durum bana fazlasıyla anlamlı geliyor.

Burukluk 'a gelirsek..
Tekrar okuyacağım kitaplar arasında ilk sırada yerini alıyor. Kelimelerin üstünde ve kelimelerden arındırılmış bir ifade kaygısıyla yazılmış.
"Her kelime canımı yakıyor." diyor mesela.
"Her şeyi yıktıktan sonra kendini de yıkmayan bir kitap, bizi beyhude yere azdırmış olurdu." diye ekliyor ilerleyen satırlarda. Birbiri ardına yıkılan düşünce mekanizması ve içine sızdığı beyinleri parçalayacak bir zırva arayışı içinde.

O'ndaki ölüm fikri de sıradışı.
" Ölümü solumuş kişi için kelamın kokusu perişanlıktır. "diyor. Bir satırını çözmeye çalışırken, imamesi kopmuş tesbih taneleri gibi, diğer tarafından dağılıveriyor her şey.

Onu en iyi anlatan cümle ;" Şüphelere karşı susuzluğumu hiçbir şey dindirmiyor. "şüphesiz. :))
Doyumsuz bir şüphe arzusu sayesinde, düşünme yetisini sürekli tetikleyen bir kısır döngü içinde, zihninden geçenlerin acaba ne kadarını bize yansıttı, diye düşünmeden edemiyorum.

Yeterince spoiler verdiğimi düşünerek, incelemeyi çok uzatma niyetinde değilim ama muazzam derecede etkilendiğimi de belirtmek istiyorum.

Böylesine büyük bir okyanusun keşfi, sığ sularda boğulduğumu düşündüğüm sıralarda imdadıma yetişti. Bakış açısını değiştirmek hayatın ta kendisini değiştirmeye muktedir kimi zaman..

Keyifli okumalar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Haldun Bayrı
Unvan:
Yazar, Çevirmen, Editör
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 13 Mart 1961
13 Mart 1961'de İstanbul'da doğdu. 1981'de Galatasaray Lisesi'ni bitirdi. Boğaziçi Tarih Bölümü'nde 3, Sorbonne Coğrafya Bölümü'nde 5 ay okudu. Manav tezgâhında 2, kitap dağıtımcısında 2,5 yıl çalıştı. Eğriboz Adası'nda 3 ay tamamen, Behramkale'de 3 yıl kısmen yalnız yaşadı. Kulağına küpe olarak, Ayvacıklı Ali Baba'nın şu sözü takılmıştır: "Kör Allah'a nasıl bakarsa, Allah da ona öyle bakar." Metis Yayınları'nda editör olarak çalışmış ve Fransızca'dan çeviriler yapmıştır (Cioran, Léo Malet). İki Şahit ve diğerleri ilk kitabıdır.

Claude Lévi-Strauss, Marguerite Duras, Jacques Bertrand, Daryush Shayegan, Léo Malet, E.M. Cioran, Edgar Morin, Gilles Kepel, Olivier Roy, Albert Cossery, Abdelwahab Meddeb, Olivier Abel, Marguerite Yourcenar’dan çeviriler yaptı. Türkçeden Fransızca­ya Ahmet Hamdi Tanpınar, Takuhi Tovmasyan ve Hrant Dink’ten çe­vi­riler yaptı.

Yazar istatistikleri

  • 12 okur beğendi.
  • 5,2bin okur okudu.
  • 536 okur okuyor.
  • 7,3bin okur okuyacak.
  • 304 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları