·
Okunma
·
Beğeni
·
2422
Gösterim
Adı:
Tarih ve Ütopya
Baskı tarihi:
Şubat 2016
Sayfa sayısı:
120
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753422482
Orijinal adı:
Histoire et utopie
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayıncılık
Ciaron'a göre tarih, birtakım atlıların (ya da zırhlıların) halklarını çiğneyerek ilerlemesinden ibaret... Mutluluk fikrinin tarihte oynadığı rolu ele alan Cioran, ütopyaların çıkış zeminini ve gitgide insandan uzaklaşmalarını kendine has, müstehzi üslubuyla dile getiriyor.

Geçmişte kalmış ya da gelecekte kurulacak bir altın çağ yerine öncesiz sonrasız şimdi'nin altını çiziyor Cioran.
(Arka Kapak)
120 syf.
·Beğendi·10/10
Dikkat, dikkat! Mutluluğun her koşulda ulaşılması gereken bir kavram olduğuna inanan, yaşama at gözlüğüyle bakan ve insanın karanlık noktalarında dolaşmaktan çekinen optimist arkadaşlarımıza Cioran adını gördüğünde mütemadiyen kaçmalarını öneriyorum. Bu durumun kendi ruhsal sağlıkları ve düşünceleri açısından oldukça sağlıklı olacağına inanıyorum. Bakın, hem Cioran da bahsediyor: “Rahatlatıcı bir felsefe benimseyenlerden, İyilik'e inanan ve onu ilah mertebesine çıkaranlardan kendimizi sakınalım; kendi üzerlerine namusla eğilip kendi derinliklerini ya da bulaşıcı kokularını araştırmış olsalar, bunu başaramazlardı.” (sf.63)

Tarih ve Ütopya bize ne anlatır? Adına aldanıp içeriği hakkında kesin yargıya hemencecik ulaşmalı mıyız?

Tarih ve Ütopya’nın yazarı, kitabın adındaki kavramların sınırlarında dolaşarak yoğun bir felsefik yorumlama ve psikolojik tahlilde bulunuyor. Hem öyle bir tahlil ki hiç acıması da yok. İnsanın karanlık noktalarını ortaya koymaya çalışırken bu kadar acımasız olur mu bir kişi, insaf yahu! Başlangıç noktası olarak şöyle bir yokluyor: “Kendimiz hakkında bütünlüklü bir soruşturmaya girişsek, tiksinti yüzünden felce ve randımansız bir varoluşa mahkûm olurduk.” (sf.64) Bütün bir yaşamımızı gözden geçirdiğimizde –objektif olmaya çalışarak- aslında ne kadar da kötü noktalarımızın bulunduğunu, ne kadar da çirkin olayların içerisine karıştığımızı görürüz. Bir nevi yaş aldıkça kirlenmeye başlarız. Ah o çocukluk çağlarımız, ne kadar masumduk, şimdiyse neye dönüşüyoruz böyle! Tam bunları söylerken Cioran durdurur bizi: Sen, hey insan, sen içinde hâkim olan kötülüğü bastırmaya çalışıyorsun, kötülük senin derinliklerinde yatıyor ve bu derinliklerdeki kötülüğü baskılamaya çalıştığında –iyi olmaya çalıştığında- ne kadar da acı çekiyorsun öyle, dermiş gibi lafımıza atlıyor hemen. Evet, kabul ediyorum, çok acımasız ve bir o kadar da gerçekçi geliyor, özellikle günümüz için. Kötülüğünü serbest bırakmış insanlarla dolu dünyamızda yaptığımız iyilik sonrasında ne kadar da kötü hissettiriliyoruz öyle… İyiliği tanıyor muyuz ki? Belki kavram olarak niteleyebiliriz, ya eylem olarak? Nedir iyilik dediğimiz şey? Anladığım kadarıyla Cioran’a göre doğamızdaki kötülüğü bastırmaktır.

Peki ya hayatımızdaki felaket tellallarına gelelim. Yok mudur böyleleri yaşamımızda? Ufak bir mutluluk anında hemen biterler dibimizde. Hey, mutlu mu oldun, al sana kötü bir haber öyleyse! Kendisi etkilendiği gibi herkesin etkilenmesini ister. Kendisi gibi mutsuz insan görmekten haz alır. Bakın Cioran ne diyor: “Mutluluğun kırılganlığını herkese duyurmak için yırtınmada da bir mutluluk vardır.” (sf.68)

Artık hangi çağdaşımızla gerçekten anlaşabiliyoruz ki? Kim bizi anlayabiliyor, kimi anlamak istiyoruz? Dostoyevski’nin dediği gibi, kitaplarımızı elimizden alsalar öylece kalacağız. Geçmişin mezarlığında istirahat eden ölülerimizle sohbet ediyor –kitaplar aracılığıyla- onlarla samimi dostluklar kuruyoruz. Cioran’a dönelim tekrardan: “Bizimle aynı devirde yaşamayı "seçmiş olan", yanımızda koşuşan, ayağımıza dolaşan ya da bizi geride bırakan herkese kızgınızdır. Daha açık sözcüklerle: Her bir çağdaşımız çekilmezdir. Bir ölünün üstünlüğüne boyun eğeriz.” (sf. 68)

Albert Camus Sisifos Söyleni’de yaratmak, iki kere yaşamak diyordu; Cioran ise yaratmak, acılarını devretmektir diyor. Camus’ya göre çoğalmak, Cioran’a göreyse azalmak. Peki hangisidir, yoksa ikisini de içeren bir diyalektik midir?

Köşe başında bir tanıdığına rastlarmış gibi hakikati bulduğunu iddia eden kişilere ise sert bir eleştiri görüyoruz: “Ya hakikat? Ötekiler hangi hakla bununla böbürlenebilirler? Hangi adaletsizlik sonucunda bizden daha değersiz olan onlara kendini göstermiş olabilir? Ona lâyık olmak için azap çekmiş midirler? Uykusuz geceler geçirmiş midirler? Beyhude yere ona ulaşmak için tepindiğimiz sırada, sanki bu onlara mahsus bir şeymiş ve takdir-i ilahînin bir buyruğuyla donatılmışlar gibi kibirlenirler.” (Sf.79)

Kötülüğün gittikçe sıradanlaşmış olduğu bir dünyaya gözlerimizi açıyoruz, ne kadar acı bir durumla karşı karşıyayız ve bir o kadar da çaresiziz.. Dönelim Cioran’a: “Yolum hangi büyük şehre düşse, orada her gün ayaklanmaların, katliamların, aşağılık bir kasaplığın, bir dünya sonu kargaşasının başlamıyor olmasına hayran olurum.” (sf.81)

Peki ya tarih buranın neresinde? Cioran’ın tiranlara ve diktatörlere karşı içten içe inanılmaz bir sevgi beslediği satırların arasında fark ediliyor. Hattâ o dönemde varlığını sürdüren totaliter rejim olan SSCB’nin bütün Avrupa’yı işgâl edeceğini düşünüyor. Tabii buradan komünizm destekçisi olduğunu çıkarmayalım hemen. Dünyamızın sonunun vahşilerin elinde geleceğini hissediyor. Hem de o vahşileri çağıranın bizzat biz olduğumuzu da vurguluyor. Bakalım Cioran ne diyor: “Bize ilan edilen "yeni yeryüzü" gitgide daha fazla yeni bir cehennem çehresi almaktadır. Ama bu cehennemi bekleriz, hatta onun gelişini hızlandırmayı kendimize görev biliriz.” (sf. 97)

Tarih boyunca hangi zafer kalıcıdır ki? Hangi büyük önderin canla başla almaya çalıştığı topraklar kendi çocuklarında duruyor? Hangi lider nefret eden topluluğunu da beraberinde getirmiyor? Hepsi birer dünyevîliğin temsilcisidir. Peki ya manevî önder öyle mi? Sözü Cioran’a bırakıyorum: “Bir Buda'nın, bir İsa'nın, bir Muhammed'in iktidarı yanında, fatihlerin iktidarının ne değeri olabilir? Bir din kurmaya can atmıyorsanız eğer, zafer fikrinden vazgeçin!” (sf.51)

Pekâlâ, karşı çıktığımız kavramlara karşı ne kadar içten ve sağlam bir reddediş içerisinde oluruz? Gerçekten onları tek bir hamlede söküp atabilir miyiz? Cevabı Cioran versin: “Reddedişlerimiz ne kadar acımasız olursa olsun, özlediğimiz şeyleri tam olarak yıkmayız: Düşlerimiz, uyanışlarımızdan ve tahlillerimizden sonra da ayakta kalırlar.” (sf.113)

Ah, yok mu beni bu cehennem azabına benzer acılarımdan kurtaracak başka bir canlı? Maalesef yok. Cioran da onaylar bunu: “Dertlerimizin devasını kendi içimizde aramamız gerekir.” (sf.114) ve ilerleyen satırlarda ekler: “Varlığımızın en derininden başka hiçbir yerde cennet yoktur.” (sf.114)

Tarih ve Ütopya, -Kafka’nın dediği gibi- içimdeki ölmüş değerleri parçalayan kitaplardan biriydi. Önerir miyim? Kesinlikle.

Keyifli okumalar diliyorum :)
120 syf.
·12 günde·Beğendi·8/10
Düşüncelerini farklı başlıklar altında uzun aforizmalarla dile getiren Cioran, bu yapıtında diğer eserlerine oranla sanki daha sade bir anlatım ve eleştirisinin kaynağı ise dinden daha çok farklı büyük yazarlardan alıntılar ekleyerek onlara karşı bir tez oluşturma çabasına girişmiş. Geniş bir incelemenin yanı sıra yaradılıştan, dinden ve en çok da eleştirdiği Ütopyalardan yakınmıştır. Ütopyaların hayali oluşu, çalışma ahlakını benimsemeleri ona ters gelen şeylerden sadece bir kesimi. Bu kitabı okumak isteyenler başta biraz sıkılabilirler haklı olarak çünkü kitabın başlarında neyi anlattığını tam kestirmek biraz zor. Onu anlamak gerçekten çaba ister ve Niçe'in söylemiyle;"Bu kadar şaşırtıcı bir tercih nasıl bir uçurum gerektirir!" deyiminin tam da Cioran'a uyduğu hiç bir zaman belli kalıplara uymayan onları reddeden bir yapısının olduğu, sadece bu eserinde değil hemen hemen hepsinde görüldüğü hiç şüphesizdir. Son olarak da kitapta geçen bu muhteşem alıntıyla bitirmek istiyorum bu incelemeyi:

Karl Barth, “ Tanrı'nın adil olduğu yolundaki kesinlik içimizde, en derinlerimizde bulunmasa bir yaşam soluğumuz bile kalmazdı.”
120 syf.
·Beğendi·10/10
Cioran'a 10 altında puan vermeyi kendime yedirdiğim söylenemez. Asla da veremeyeceğim sanırım... Tarihe bakış açısını kitaplarında ara ara belirtse de bu kitapta daha detaylı bir şekilde anlatmış ve tarihten ütopyaya geçmiş. Ütopyaya bakış açısı da pek tabi iç açıcı değil. Okurken katılmamaktan kendimi alamıyorum ama bir yandan da gerçeklerin bu kadar acı olmaması gerektiğini düşünüyorum. Son kitap, Ezeli Mağluplar.. Cioran'ı söyleşileri ile tanıyalım bir de :)
120 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Tarih ve Ütopya

Kitap, Macarların baskısı altındaki Romanya’yı, Rusların tarihsel süreçte Osmanlı işgalindeki Ordadoks mezhebinden kopuşu kendince yeniden oluşturması ve kominist rejimin toplum üzerindeki etkileri, Tiranlığın tarihsel süreci ve insan ruhunun tiranlığa yatkınlığı, kinci düşünce üzerine, ütopya üzerine ve altın çağ denilen yaşam biçimleri hakkında kendi üslubu ve tarihsel görüşlere dayandırarak, yaptığı derin uzun bir deneme kitabı.
Kitabı zaman zaman anlamak zor, değindiği konu, kişi ve görüşler hakkında bilgi sahibi olmak gerekiyor.
Uzun felsefi tespitlerinden parça parça çıkarımlar yapmakla beraber, genel anlamda değindiği farklı konuların geneline hakim olmakta okuyucu zorlanabilir.
Genel anlamda birkaç cümle ile her düşünce, ideoloji, din, mezheplerin insanın içinde, zayıflıkların, iktidar hırsının, tiranlık ruhunun ve zorbalık gibi düşünce biçimlerinin, insanın yaşama sebebi haline de geldiğine vurgu yapmaktadır.
Ağırlıklı değindiği konular, günümüzde negatif diye anlamlandırdığımız düşünceler ve bu düşüncelerden çıkarımlar yapmaktadır.
120 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
"Özgürlüğü belirleyen koşul, tam da onu ortadan kaldıran koşuldur..

Cennet varlığımızın derininden başka ir yerde yoktu. ( sevdim bu cümleyi) özgüven kokuyor sanki.. Kendini bilmek. Çevresini bilmek.

Diyor ki; tarih, birtakım atlıların (ya da zırhlıların) halklarını çiğneyerek ilerlemesinden ibaret..
Be bence doğru.
Tarihin öncesini kurulabilecek sonrayı ve bugünü, tarih , çağ ve imparatorlukları değerlendirerek, eleştirerek kendine has diliyle anlatmış.
Kesinlikle güçlü bir araştırmaya dayanan, sade bir dille yazılmış, az da olsa ara ara sayfalarda kısaca sıkıcı olsa da akıcı okunabilen bir kitap
Cioran tarihi atlılara ya da kendi deyimiyle zırhlılara acımasız ve tek yönlü bir bakış açısıyla ele almayı tercih etmiş. Tama, halk olmasa zırhlılar da olmazdı. Ama o zırhlılar olmasa halk üretimini yapamazdı. Bu gerçek göz ardı edilmemeli. Hiçbir çiftçi 3 günde bir tarlası talan edildiği halde o sene ürün alamaz. O tarlayı koruyan Cioran'ın zırhlılar diye bahsettiği askerler ve devlet görevlileridir. Bunu en azından Osmanlı Devleti özelinde gayet rahat bir şekilde söyleyebiliriz.
120 syf.
·7 günde·Beğendi·8/10
Siyaset felsefesine ilgi duyuyorsanız bu kitabı okumalısınız. Tarihi birde felsefeci gözüyle görün. Ütopyalara birde Ciorcan gözüyle bakın. Bir rumenin ülkesini inşaasında halkını nasıl aydınlatma çabası gösterdiğini bu kitabı okuyarak tespit edebilirsiniz.
120 syf.
·1 günde·Puan vermedi
İnsanların neden ütopya kurduklarını en başından alarak, modernize olan insanın ütopyadan kaçışını en güzel şekilde ifade eden bu kitap, aklımdaki bütün ütopya boşluklarını doldurdu. Yazarın dili ve akışkanlığı gerçekten etkileyici. Bu kitaptan sonra Cioran dizisi alacağımı sanıyorum. :)
120 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Kitabı elime aldığımda 'Bu kitabı okumak için zihnin yeteri kadar açık mı?' diye sordum kendime. Çünkü Cioranın kitapları öyle alalade kitaplar değildir. Düşündürür,fazlaca sorgulatır. Bazen de dersin ki 'tamam iyisin hoşsun da bu kadar da vicdansız olma be Cioran.' Cioran okumak cesaret ister.. Aykırılığı bir insanı nasıl çekici yaparın cevabı Cioran'dır benim nezdimde. Bu kitabında da vahşi düşüncelerini tarihe yansıtmış diyebilirim.
Diğer kitaplarında da olduğu gibi Cioran farkını ortaya koymuş burda da. Cioran okunması zor bir yazar. Her cümlesinde o aykırılığı hissebilirsiniz. Burda da tarihe bakış açısını belki de daha önce hiç bir yazardan bu kadar açık ve bazı bölümlerinde canice okumadığınıza eminim. Ee Cioran'ı Cioran yapan da bu zaten.
Kitabı okurken zorlandım diyebilirim, çok zıt fikirlere sahip olduğumu fark ettim ama son sayfayı okuyup kapattığımda yeni bakış açıları kazanmıştım.. Özellikle Cioran'ın Ütopya ile ilgili düşünceleri, daha önce hiç yakalayamadığım fikirleri elde etmeme yardımcı oldum.
Evet sevgili okur; eğer bu kitabı okumak istiyorsanız tüm ön yargılarınızı ve alışagelmiş tarih yorumlarını bırakın, cesaretinizi toplayın ve kitabın kapağını açıp okumaya başlayın. (zihninizin en boş olduğu zamanda okuyun, tabi ki her kitap için geçerli bu ama Cioran kitapları için zihnin 2 kat açık olması gerekir.)
120 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Cioran her ne kadar insana ve onun modern çağda içinde bulunduğu duygu düşünce durumlarına ilişkin umutsuz olsa da, tarih, ütopya, tiranlar, kin, dinler ve pek çok konuya ilişkin rahatsız edecek ancak karşı argüman geliştirilemeyecek tespitlerle karşısına çıkıyor okurun.

Son zamanlarda bu kadar çok cümlenin altını çizmek mecburiyeti hissetmemiştim herhangi bir kitap için. İnsana ve onun doğasında bulunan fenalığa tutulmuş koca bir aynaya bakıyor olacaksınız.
İster güçsüzlük, ister fıtrat noksanlığı ya da tiyatrovari cömertlik nedeniyle düşmanlarının manevralarına tepki göstermemiş olanlar, suratlarında içe atılmış öfkelerin damgasını, hakaretin ve ayıplamanın izlerini, bağışlamış olmanın onursuzluğunu taşırlar.
Vicdanımızı korumaya almak için, mutluluklarında gösteriş ve küstahlık yakalamaktan hoşlanırız; bu da vicdan azabı çekmeksizin onları rahatsız etmemize, kendi şaşkınlıklarımızı onlara bulaştırmamıza, onları da kendimiz kadar kırılgan ve mutsuz kılmamıza
imkân verir. Kuşkuculuk, incinmiş ruhların sadizmidir.
"Bütün toplumlar kötüdür; ama bunun dereceleri olduğunu kabul ediyorum."
Emil Michel Cioran
Sayfa 17 - Metis Yayınları, 5. Basım, Çeviri: Haldun Bayrı

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tarih ve Ütopya
Baskı tarihi:
Şubat 2016
Sayfa sayısı:
120
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753422482
Orijinal adı:
Histoire et utopie
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayıncılık
Ciaron'a göre tarih, birtakım atlıların (ya da zırhlıların) halklarını çiğneyerek ilerlemesinden ibaret... Mutluluk fikrinin tarihte oynadığı rolu ele alan Cioran, ütopyaların çıkış zeminini ve gitgide insandan uzaklaşmalarını kendine has, müstehzi üslubuyla dile getiriyor.

Geçmişte kalmış ya da gelecekte kurulacak bir altın çağ yerine öncesiz sonrasız şimdi'nin altını çiziyor Cioran.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 150 okur

  • Sazlık_Otu ㅅ
  • Yaşar Erdoğan
  • La Loba
  • ümit cihan canpolat
  • cem  TARHAN
  • Elif aşkan
  • Bagero Aras
  • Ra
  • Ömer DOĞAN
  • Bahadır Gürdal

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%18.2
25-34 Yaş
%45.5
35-44 Yaş
%18.2
45-54 Yaş
%13.6
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%4.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%16.2
Erkek
%83.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%41.7 (15)
9
%19.4 (7)
8
%22.2 (8)
7
%11.1 (4)
6
%2.8 (1)
5
%0
4
%2.8 (1)
3
%0
2
%0
1
%0