Kitabı bitirdiğimde ve sonsözü okuduğumda kitap daha anlamlı geldi gözüme. Çünkü aslında kitapta özel olarak belirtilmeyen, okuyucunun kendisinin seçip çıkarması istenmiş çok fazla yer var ki bu da eseri çok anlamlı kılıyor bence. Kitap artık genç kız olmuş, veya olmaya çalışan bir “öğrenci kız” ın sabah uyanışından akşam uyuyuşuna kadar olan zamanda yaşadıklarını, düşüncelerini anlatan kısa bir günlük tadında aslında. Yazardan okuduğum ilk kitap oldu fakat son olmayacak. Dazai’nin intihar girişimleriyle dolu yaşamını birazcık araştırdım ve bu kitaptaki her bir cümleden de onunla ilgili anlamlar çıkarmaya çalıştım. Ben yazarın yaşadığı süreçte mutlu veya mutsuz olarak adlandırılamayacak kadar karmaşık duygularda olduğunu düşünüyorum. Bence o anlaşılmamış, denizde boğulduğunu, ormanda kaybolduğunu hissetmiş biriymiş. Ve kitaptan bağımsız bir şekilde nedense kendisine karşı kırgındı bence o. Kitaptan bağımsız derken, tabii bunu yazdıklarından dolayı da düşünüyor olabilirim ama kitaptaki karakterinde kendisine karşı öfke hissetmesinden bağımsız düşünüyorum. Ve evet, kitaptaki ana karakterimiz sürekli olarak “Keşke iyi bir kız olabilseydim, ben kötü bir kızım” tarzında şeyler düşünüyor. Ve bu da bence tamamen büyümenin getirdiği duygulardan biri; kendine düşmanlık. Ayrıca karakterin kadınlara karşı da bir tiksintisi var gibi de dursa, toplumun dayattığı kadınlara karşı baskıyı sorguladığını, yanlış bulduğunu da görüyoruz bazı cümlelerde. Bu zıtlık da, işte tam da büyümenin getirdiği emin olunamayan, karmaşık düşünceleri açıklıyor gibi. Kitap benim kalbimde yer edinmeyi başardı, çünkü duyguları çok iyi bir şekilde yansıtabildiğini düşünüyorum. “Öğrenci kız” kadar düşlediğimiz güzel hayata kavuşabilmemiz dileğiyle…
<3