Bela, sabırla ancak, eğitici ve yüceltici. Aldırmazlık veya aşırı önemsemeyle helak oluş değil, tersine belayı, onu var edenin adına bir gerçeklik olarak içinde tutmak ve onun bulutlar gibi toplandıktan sonra açılacağını beklemek. Ona hem razı olmak hem de kabullenmeden içinde bir evlat gibi büyüttüğü, taşıdığı halas anını beklemek.
Mücerret öğütler kâfi gelseydi, elle tutulur sıkıntı ve belalara gerek kalmayacaktı. O zaman tekdüze bir hayat biçimi insanları belki de bunaltacak ve hayat bu kadar değerli olmayacaktı.
Ne vardı acıyı böylesine sevecek! Ağıtlar, ezgiler, uzun havalar onları iki kat ağırlaştırdığı zamanlarda bile az gelen bu acıların, bu anlamsız tabiatlı acıların hakkı, besleyici bir kaynağı yok mu?