sum

Şayet feminist düşünürlerin tümü, kadınlar tarafından uygulanan ataerkil şiddeti kadına yönelik erkek şiddetiyle aynı kefeye koyarak buna öfke duyduğunu ifade etselerdi, kamuoyu da ataerkil şiddete dikkat çekme çabalarını erkek karşıtı bir gündem olarak değerlendirmez ve kolay kolay reddedemezdi.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
"Ataerkil şiddet" terimi yararlıdır, çünkü daha çok kabul gören "ev içi şiddet" sözünün aksine, ev içindeki şiddetin cinsiyetçiliğe ve cinsiyetçi düşünüşe, erkek tahakkümüne bağlı olduğunu sürekli olarak hatırlatır. Ev içi şiddet terimi, çok uzun zamandan beri, ev içinde uygulanan şiddetin özel ve ev dışında uygulanan şiddetten daha az tehditkâr olduğunu, daha az korkunç olan mahrem bir bağlamda ortaya çıktığını öne süren "yumuşak" bir terim olarak kullanıldı. Bu doğru değil, çünkü kadınlar ev içinde, dışarıda olduğundan daha çok dövülmekte ve öldürülmektedir.
Toplumumuzda hayat pahalı olduğundan iş, kadınlar da dahil olmak üzere çoğu çalışan için, ekonomik anlamda kendine yeterli olmayı sağlamıyor. Yine de bütün kadınlar erkek tahakkümü karşısında seçim yapabilme özgürlüğüne ve kendilerini tümüyle gerçekleştirebilme hakkına sahip olacaksa, ekonomik anlamda kendine yeterliliğe ihtiyaçları vardır. Ekonomik anlamda kendine yeterli hale gelmek; beyaz üstünlükçü, kapitalist, ataerkil kitle medyasının bize sunduğu iyi yaşam imgesine karşı, alternatif yaşam tarzları gerektirecek. Dolu dolu ve iyi yaşamak, yaşanabilir ücretler alırken özgüvenimizi ve özsaygımızı artıran işler yapabilmek için, meslek paylaşımı programlarına ihtiyacımız olacak.
Eğer kadınların işyeri koşullarını iyileştirme meselesi, feminist hareketin gündemindeki merkezi konumunu kadınlara daha yüksek ücretli işler temin etme ve her sınıftan işsiz kadına iş bulma çabalarıyla birleştirseydi, o zaman feminizm de tüm kadınların kaygılarına seslenen bir hareket olarak görülebilirdi. Kariyerizme, kadınların yüksek ücretli meslek edinmelerine odaklanma, birçok kadını feminist harekete yabancılaştırdı. Bu ayrıca, feminist aktivistlerin, artan sayıda burjuva kadınının işgücüne katılmasının, kadınların bir grup olarak ekonomik güç kazanmaları anlamına gelmediği gerçeğini göz ardı etmelerine olanak tanıdı. Yoksul ve işçi sınıfından kadınların ekonomik durumuna bakacak olsalardı, artan işsizlik sorununu ve kadınların artan bir biçimde yoksulların saflarına katılmakta olduğunu görebilirlerdi.
Pek çok kadın, çalışmak zorunda olmaktan dolayı feminizmi "suçluyor" ama haksızlar. Tüketime dayalı kapitalizmin kadınları çalışmaya zorlayan temel unsur oluşu hâlâ gerçekliğini koruyor.