"Yalnız geçmişi hatırlarken değil, bazan hayatın ta içinde onu yaşarken de olur ya, bir an yaşadığım şeyin ve pencereden gördüğüm küçük Güdül kasabasının gerçek değil de hayalini kurduğum şeyler olduğunu hissettim."
"Sen de çok içtin değil mi?" diye sordum, "içtim," dedi Canan iyimserlikle. "Daha nereye kadar gider bu?"
"Yol mu?" dedi Canan neşeyle. Meydandan çıkıp garajlara, garajlardan önce de mezarlığa uğrayan yolu işaret ederek. "Nerede bitecek bu sence?"
"Bilmiyorum," dedi Canan. "Ama gideceği yere kadar gitmek istiyorum, bir de oturup beklemekten iyi değil mi?"
"Ne yapalım yani, oğullarımız torunlarımız da bizi anlamayıversinler... Medeniyetler kurulur, medeniyetler yıkılır. Kurulurken sen kurulacağına inan da, yıkılırken oyun bozan borazan çocuk gibi silaha sarıl. Bütün bir halk başka bir kimliğe bürünürken sen bunların kaçını öldüreceksin? Meleği nasıl suç ortağı edebilirsin?"