Giriş Yap
Varlık nedenini unutma
Halifesin, dikkat et egemen değilsin. Tanrı'dansın, Tanrı değilsin. Manzursun nazar değilsin. Sadece yerini tutansın. Kendisi değilsin. Kutsal nefesten üflendi sana. Kendini kutsal nefes sanma. Ruhumdan, denmiş. Ruhum, denmiş sanma. Bir şeysin, ama kendini her şey zannedip de aldanma. Varlık nedenini unutma. Senin haddin buraya kadar. Haddini bil. Ötesine kalkışma.
Reklam
·
Reklamlar hakkında
Ya Şükre Ya Sabra Vesile
ârifler "kötü evlilik yoktur" diyer Su sebeple ki eğer evilik huzurla, uyumla yürüyorsa şükre vesiledir. Yok, eğer çetin geçiyorsa da sabra vesiledir. Kalbi mahzun kişi Rabbi'ne yakındır; güzel, samimi dualar eder. Cenneti ister, onun için çalışır. Tahammülü, mihnete katlanmayı, insanlardan sarfi nazar etmeyi öğrenir. Rahatlıkta bulamayacağı derecelere ulaştırır. Ki bunların hepsi birer hayırdır. Hak yolcusu için zenginliğin ve fakirliğin, sihhatin ve hasta- Ağın hepsinin hayır olması gibi..✓
Sûrete etme nazar, sîrete bak!
Refika-i hayatını, rahmet-i İlahiyenin munis, latîf bir hediyesi olduğu cihetiyle sev ve muhabbet et. Fakat çabuk bozulan hüsn-ü suretine muhabbetini bağlama. Belki kadının en cazibedar, en tatlı güzelliği, kadınlığa mahsus bir letafet ve nezaket içindeki hüsn-ü sîretidir. Ve en kıymetdar ve en şirin cemali ise; ulvî, ciddî, samimî, nuranî şefkatidir. Şu cemal-i şefkat ve hüsn-ü sîret, âhir hayata kadar devam eder, ziyadeleşir. Ve o zaîfe ve latîfe mahlukun hukuk-u hürmeti, o muhabbetle muhafaza edilir. Yoksa hüsn-ü suretin zevaliyle, en muhtaç olduğu bir zamanda bîçare hakkını kaybeder.
Nazar üzerine
Nazar konusuna değinmek istiyorum. Genelde kültürel psikiyatri başlığında duyulur bu mevzu. Almanya'da gurbetçi işçi akrabalarım beni çekemedi, nazar değdi, mercedesimle kaza yaptım der ve Alman psikiyatrist adama şizofreni tedavisi başlar. Eltim geldi, gözleri mavidir, ertesi gün çocuk ateşlendi der kadın ve İngiliz psikiyatrist kadına antipsikotik başlar tarzı hikayelerdir bunlar. Oysa konunun bir yarısı batı kültürünün durumu yanlış tanımlamasıysa, diğer ve asıl önemli yarısı ise bizim kültürde ne anlama geldiğidir? Kültürel psikiyatrinin en azından ülkemizde sıkıştığı böyle bir pozisyon var, bir çeşit batı karşıtlığına entellektüel malzeme sunmak. Oysa halka daha iyi hizmet sunmaktan başlayarak, evrensel olanı sorgulamak ve daha iyi anlamak işini de görebilir bu araştırmalar. Türk kültüründe nazar konusuna teorik olarak hayır yoktur veya evet vardır diyen büyük çoğunluk dışında bu konuyu aktif olarak hayatına almış bir insan grubu mevcut. Bu insanlar göz değdi diyip birbirlerine okuyor, çocuğuna komşunun nazarı değdiğine samimiyetle inanıyor. Nazar bir boncuk konusunun ötesinde tecrübe ediliyorsa, zehirli bir öteki mevcuttur. Öteki öylesine hasetle yüklüdür ki evrenin işleyişini bozar. Seni bu hasetten ancak büyülü ritüeller, hatta Tanrı'nın kendisi kurtarabilir. Ötekinin bu kadar şiddetle kötü, kendi tarafının ise bu kadar şiddetle masumlaştırıldığı bu ruh haline ne denir? Bu ölçüde bölme/splitting tabi ki borderline kişilik örüntüsünün kültürel bir görünümüdür. Manchester'da bir işçi yoğun olarak bölme mekanizmasını kullanıyorsa holigan oluyor, Erzurum'un köyündeki ev kadını borderline hasta için bunun dışa vurumu gelin kaynana kavgası ve nazar değdirdi bunlar bana fikridir. Liverpool taraftarı olacak hali yok:) Burada daha genel bir problem olarak gördüğüm batı ve kapitalizm eleştirilerindeki sığlığa değinmek gerek. Kültürel psikiyatri örneğinde gördüğümüz tipik aslında. Alman psikiyatriste beğenmez bir gülücük atmak, sonra? Sonrası duruyor. Nazar psikotik bir tecrübe düzeyine çıkmıyor genelde, çıksa söyleyen kişinin eline tüfek alıp kovalaması gerek nazar değdirdin dediği insanı Biz durumun böyle olmadığını bilen doğulu doktorlar elin gavuruna gülüyoruz. Peki konu bitti mi? Sanki doğulu kimliğimiz doktorluğu kovuyor, artık tamamen hastanın tarafındayız. Yani bizim taraftayız. Yani kokuşmuş ve yozlaşmış tarafta değiliz. Biz iyiyiz onlar düşkün. Yani gene bölündük mü onlar ve biz diye? Nazarı analiz edecek doktor da bölme savunmasını sık kullanan bir borderline ise, yahut kapitalizm eleştirisi yapan ekonomist de bölen bir zihne sahipse, yahut siyasi yorumcu da onlar ve biz dendiğinde caart diye ikiye yarılıyorsa ki bol bol var, o zaman batı ve kapitalizm karşısındaki tutum ilk anda aşağılık kompleksini düşündürecek şartlanmış bir eleştiri olacaktır. Yani ne olursa laf sokucaz, beğenmiycez gibi bir tutum. Bunun tipik örneği tıp teknolojilerine ve son yıllarda aşılara karşı getirilen eleştiriler. Tıp bir imkan olarak batılı ve paralı sınıfları temsil ettikçe, yoksul batılı ve doğulularda, muhafazakar doğulularda uzun tarihi olan aşıya karşı bile bir tepki gelişti. Çünkü tıp artık "onların" tıbbı. Mesela Japon yemekleri lezzetli olamaz nerede kurufasulye, Portekiz'li rahip dürüst olamaz bizim müslümanlar gibi olabilir mi, Norveç bizim Trabzon'dan güzel olamaz, çoğalt çoğaltabildiğin kadar... Her ülke ve kültürde onlarcası bol bol bulunur bu tutumun. Diğeri ile yermek için ilgilidir, kendini parlatır güya ama bütün elde ettiği kendine yabancılaşmaktan ibarettir, farketmez de bunu. Fanatizmin her türünde bu ruhsal yapı kol gezmektedir. Şimdi bir hastalık çıktı, ölümcül bir hastalık, dünyayı kasıp kavuruyor. Bunun aşısını "onlar" bulmuş olamaz. Bill Gates yapamaz. Anlatabiliyor muyum? Onlar'ın aya ayak basması kabul edilemez, uyduruyorlar. Onlar'ın insanları bir salgının pençesinden kurtarması kabul edilemez, ancak çok para kazanmak için dersen belki. O yüzden aşıyı bekleme sen, gelse bile işe yaramaz, yarasa bile pahalı olur,pahalı değilse bile onun altında bir sorun vardır. Çünkü zihnen bir tahterevallide yaşıyorsan senin iyi olman ve kimliğini koruman öteki'nin değersizleştirilmesine bağlıdır. Sovyet Devrimi'nde klasik müziği ne yapalım sorusu önümüze gelip durmaktadır. Bu aristokrat ve burjuva müziğini toptan çöpe mi atalım, yoksa halka yaymaya mı çalışalım? Bugün sistemin gerçek egemenlerinin bir aracı konumundaki tıp da aynı soruyla karşılaşıyor, hepsi bu. Onlar'ın aşısı yerine, biz'im aktarın kekiği diyor bu insanlar. Amerika'da sağlık hizmetlerinin dillere destan olacak düzeyde pahalanmasıyla, adamlarda aşı karşıtlığı gibi akımların moda oluşu peşi sıra ilerliyor dikkat. Yani tıbbın onlar'ın tıbbına dönüşmesi, Bill Gates bana çip takar mı diye korkan ev kadınları... Bu sonuçsuz tutumun izlerini halk kültüründe bulduğumuz gibi aslında akademik faaliyetlerde de bol bol buluyoruz. Asıl şaşırtıcı olan da bu zaten. Kişilik örgütlenmesinin ötesinde rasyonel bir akademik faaliyet çok zor bulunuyor.
Reklam
·
Reklamlar hakkında
104 syf.
·
17 saatte okudu
·
Puan vermedi
Kitabı okumanıza gerek yok kitap incelememi ve kitaptan aldığım alıntıları okumanız kâfidir. Kitap yaklaşık 2500 yıl önce ele alınmış bilgilerden oluşmakta, kendisi gibi babası da bir hekim. Kitabı okurken zamanım tıbbi bilgisi gözününde alınarak okunmalı. Zamanına göre kesinlikle önemli bilgileri olmakla birlikte bize şunu düşündürüyor; bizden sonraki nesiller de acaba bizim şu an doğru olarak kabul ettiğimiz tıp biliminin ve diğer birimleri bu nazar ile mi değerlendirecekler acaba…? Zamanında doğru idi, diye… Şu an okuduğumuzda bize absürt gelen bazı bilgiler zaman tıp bilimi idi; bir kaç örnek -delirmiş kişilerde varis veya basur oluşması durumunda delilik geçer… - ikiz çocuklara gebe bir kadın … sağ göğsü dolgunluğunu yitirirse erkek çocuğunu, sol göğsü dolgunluğunu yitirirse kız çocuğunu düşürür .. vs bilgiler… İyi günler dilerim
Reklam
·
Reklamlar hakkında
2
1000
10bin öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.28.5