Bir çocuğun en büyük korkusu sevilmemek,
en çok korktuğu cehennem reddedilmektir.
Bana kalırsa dünyada herkes reddedilme
hissini az veya çok yaşamıştır. Reddediliş
öfke doğurur; öfkenin sonucu, reddedilişin
intikamı olan suçtur; suçtan da suçluluk
kaynaklanır .. işte insanoğlunun öyküsü.
Bence reddediliş çıkarılıp atılabilse,
insanoğlu farklı olurdu. Belki delilerin sayısı
daha az olurdu. İçten içe eminim ki çok
sayıda hapishane olmazdı. Her şeyin başı,
başlangıcı o.
"Sevgi yok senin içinde."
"Vardı, beni öldürmeye yetecek kadar."
“Kimsenin içinde yeterince sevgi yoktur. Taş bahçenin taş ağaçları sevgi fazlalığından değil,azlığından çoğalır."
dünyada herhangi bir güç kendisini yenilgiye uğrattığında hep gülerdi zaten. Yenilmiş olsa bile, yenilgiye gülmek suretiyle zaferin birazını çalabilirmiş gibi gelirdi ona..
"Derler ki insanlar bir zamanlar ağaçlarda yaşarmış. Birisi yüksek bir daldan memnun değilmiş herhalde ki şimdi ayakların düz toprağa basıyor." Sonra yine güldü. "Kendimi
toz yığınımın üstüne oturmuş zihnimde bir dünya yaratırken canlandınıyorum gözümde, tıpkı Tanrı'nın bu dünyayı yarattığı gibi ..Ama Tanrı yarattığı dünyayı gördü. Ben kendiminkini asla göremeyeceğim.
Tıpkı fiziksel hilkat garibeleri olduğu gibi zihinsel ya da ruhsal
hilkat garibeleri de olamaz mı? Yüz ve beden kusursuz olabilir, ama
çarpık bir gen ya da kusurlu bir yumurta fiziksel hilkat garibeleri üretebiliyorsa, aynı işleyiş kusurlu bir ruh üretemez mi?