Özlem Maman’ın Bensizlikte Sonsuzluk kitabı, dışarıdan bakıldığında olay örgüsü olmayan, ama aslında insanın iç dünyasında çok yoğun bir “iç olay örgüsü” taşıyan bir metin. Kitapta bir karakterin başına gelen somut olaylardan çok, insanın kendi benliğiyle, hafızasıyla, kayıplarıyla, sevgisiyle ve varoluşuyla yaptığı hesaplaşma anlatılıyor. Merkezde sürekli değişen, dağılan, kendini arayan bir “Ben” var. Bu “Ben”, önce kendini tanımlamak istiyor; sonra tanımladığı her şeyin aslında geçici, kırılgan ve eksik olduğunu fark ediyor.
Kitabın ana sorusu yalnızca “Ben kimim?” değil; aynı zamanda “Ben yok olursam benden geriye ne kalır?” sorusu. Yazar bu soruyu hafıza, ego, ölüm, Tanrı, sevgi, özlem ve eksiklik üzerinden derinleştiriyor. Hafıza silinirse insan hâlâ kendisi midir? Sevdiğimiz biri öldüğünde tamamen yok mu olur, yoksa bizde bıraktığı ses, iz, alışkanlık ve duygu olarak yaşamaya devam mı eder? İnsan sadece adıyla, bedeniyle, geçmişiyle mi vardır; yoksa başkasında bıraktığı anlamla da varlığını sürdürür mü? Kitap bütün bu soruları okurun içine bırakıyor.
Metnin en güçlü taraflarından biri, “eksiklik” duygusunu çok derinden işlemesi. Kitapta eksiklik sadece acı veren bir boşluk değil; insanı dönüştüren, büyüten ve bazen başka bir bütünlüğe taşıyan bir alan gibi anlatılıyor. Özellikle baba kaybı, kavuşamama, özlem, söylenemeyen sözler ve yarım kalmışlıklar kitabın duygusal merkezini oluşturuyor. Burada kayıp, sadece kaybetmek değildir; kaybedilen kişiyi içinde taşımayı öğrenmektir. Yazar, sevginin bazen kavuşmakla değil, yoklukla da büyüdüğünü gösteriyor.
Yazarın hedefi okura hazır cevap vermek değil; okuru kendi içine döndürmek. “Ben” dediğimiz şeyin sabit olmadığını, her gün yeniden kurulduğunu, bazen bir hatırayla, bazen bir acıyla, bazen bir başkasının bakışıyla