"Buna göre, sevilenin bir rakip ya da ölüm yüzünden kaybedilmesi tutkulu âşık için başka hiçbir sancıyla karşılaştırılamayacak kadar büyük bir sancıdır çünkü duyular üstüdür, insanı salt birey olarak etkilemez, asıl yıkıcı etkisini insanın essentia aeterna'sında (ebedi özünde), özel istencine, buyruğuna hizmet etmekle yükümlü olduğu türün yaşamında gösterir. Bu yüzden kıskançlık bu kadar acı verici, bu kadar hiddetlidir, fedakârlıkların en büyüğü sevdiğinden vazgeçmektir."
"Çünkü âşık olunan kişiye biçilen sonsuz değer, o kişinin zihinsel herhangi bir vasfına dayanmadığı gibi, tam olarak nesnel ya da gerçek meziyetlerine de dayanmaz. Zira Petrarca'da olduğu gibi, âşık olan erkek çoğu kez kadını yeterince iyi tanımaz. O kadının, amaçları açısından kendisi için ne denli değerli olduğunu yalnız türün ruhu bir bakışta görebilir."
"Erkek rahatlıkla yılda yüzün üzerinde çocuk peydahlayabilir, yeter ki o oranda kadın elde edebilsin, kadın ise yüzden fazla erkekle ilişki kursa bile yılda sadece -ikiz, üçüz gibi çoklu doğumları saymazsak- bir çocuk dünyaya getirebilir. Bu yüzden erkeğin gözü sürekli başka kadınlardayken, kadın tek bir erkeğe sıkı sıkıya bağlanır. Çünkü doğa, kadını dünyaya gelecek yavruyu besleyip koruyacak kişiyi içgüdüsel olarak ve üzerinde hiç düşünmeksizin elinden tutmaya sevk eder. Dolayısıyla evlilikte erkeğin sadakati yapay, kadınınki ise doğaldır. Bu nedenle kadının erkeği aldatması erkeğin kadını aldatmasına kıyasla çok daha affedilmezdir, bu hem sonuçları bakımından nesnel hem de doğaya aykırılığı sebebiyle öznel olarak böyledir."
"Öncelikle, erkeğin tabiatı gereği aşkta istikrarsızlığa meyyal olduğu, kadının ise istikrarlı davrandığı görülür. Erkeğin aşkı, tatmine ulaştığı andan itibaren belirgin biçimde azalır; âşık olduğu kadını elde ettikten sonra, karşısına çıkan hemen hemen her kadını ondan daha çekici bulur, değişikliğe özlem duyar. Buna karşılık kadının aşkı o andan itibaren artmaya başlar."