"Bunu göz önünde bulundurarak, cinsel aşkın sadece tiyatro oyunlarında ve romanlarda değil, gerçek dünyada da oynadığı can alıcı rolü tüm aşamaları ve nüanslarıyla gözlemleyip, yaşama sevgisinden sonra tüm dürtülerin en güçlüsü ve en etkini olduğunu, insanlığın genç kesiminin enerjisinin ve aklının yarısını durmadan kendine istediğini, hemen her insani çabanın nihai gayesi olduğunu, insanları can evinden vurduğunu, en ciddi meşgaleleri sürekli kesintiye uğrattığını gören, zaman zaman en büyük dimağların bile bir an için kafasını karıştırdığını, lüzumsuz konularla akılları kurcalayarak devlet büyüklerinin toplantılarını, bilginlerin araştırmalarını bölmekten çekinmediğini, bakanların evrak dosyalarının, filozofların elyazmalarının arasına bile aşk mektupları, tutam tutam saç iliştirmeyi becerdiğini, hemen hemen her gün en içinden çıkılmaz, en feci durumlara mahal verdiğini, en güzide ilişkileri bitirip en sağlam bağları kopardığını, kendisine sunulacak kurban olarak bazen hayatı ya da sağlığı, bazen de zenginliği, makamı ve mutluluğu seçtiğini, namusluları vicdansızlara, o güne dek sadık kalanları ise hainlere çevirdiğini, kısacası düşmanca hareket eden, her şeyi çarpıtmaya, karıştırmaya, altüst etmeye çabalayan bir iblis olarak insanlara tebelleş olduğunu fark eden biri haykırarak şu soruyu sormaktan kendini alamaz: Niçin bunca hengâme? Bunca eziyet, kıyamet, kaygı, çile niye? Her Hans'ın kendi Grethe'sini bulmasından başka nedir ki sebep:* Böyle önemsiz bir konu neden bu kadar önemli bir rol oynuyor, insanların düzenli yaşamlarını durmadan karıştırıp altüst ediyor?"