Metin Özdemir, bir alıntı ekledi.
 18 dk. · Kitabı okuyor · Beğendi

Bazı soru(n)lar, insanda, saça yapışmış çiklet duygusu uyandırır. Aslâ çıkmaz. Hem de yıllarca. Ezelden ebede. Belki de doğuştan itibaren.
Eline yapışır. Çektikçe uzar. Uzadıkça uzar. Atamazsın. Orada da tutamazsın. Kesecek olsan, büyükse, öyle bir iki tutam saçtan kendini mahrum etmekle de ondan kurtulamazsın.
Operasyonun alanını genişletmek zorundasındır. Mecburen. İş büyümüştür artık. O hâldeyken hiç beklemez suçluluk duyguları saldırıya geçer. İkidebir pişmanlıklar. Biteviye hem de. Hep. Daima.
Sırası mıdır şimdi? Ne işi vardır orada? Nereden yapışmıştır? Nasıl da farketmemişsindir? Neden başkaları değil de sen?
Acıdan çok korkutur, tiksindirir. Bazen iğrenirsin. Fakat en çok korkuyla ürperirsin. Tarifsiz bir korkuyla kendini kavrarsın; tıpkı tüm vücudunu karıncalar sardığında kendini kavrayacağın gibi.
Kendini hiç böyle kavradın mı?
Sorunlar karşısında kendini böylesine saldırı altında, böylesine çaresiz hissettin mi?
Güçlü başağrılarından kurtulamadığında başını gövdensinden ayırmayı isteyen adamın hissettiği gibi, çölde çay içmeyi hayal ettin mi?
Etmediysen, bırak bu yazıyı, başkasına geç!

Ölümün Dört Rengi, Dücane Cündioğlu (Sayfa 54)Ölümün Dört Rengi, Dücane Cündioğlu (Sayfa 54)

Kırmızıyı sevdiğini bilseydim
hayallerim kıpkırmızı olurdu

İstanbul hala güneşin ardında
ufuklarında birkaç kara leke
birkaç kan pıhtısı dudaklarında
İstanbul hala sevimli mi sevimli
ve hala bir tomurcuk tadında
yürüyelim seninle İstanbul'da

korkusuz bir rüyadır
bekler bizi Beykoz'da, Üsküdar'da
birkaç kuğu, birkaç mahzun kuştüyü
yenilgisiz bir muamma gibidir
arar buluşmayan ellerimizi
deli rüzgar yine sarhoş, hovarda

tam orada, Çamlıca yokuşunda
birkaç bulut çekelim gökyüzünden
damarlarımızdan geçirelim ve birden
bırakalım suların üzerine
sen bir defa konuş, sen bir defa gül
kumlu ebrular yapalım seninle
serpmeli ebrular, bülbülyuvası
hercaimenekşe, gonca ve sümbül

yüzün bir ay gibi parlarken gecenin ortasında
yürüyelim seninle İstanbul'da
boğaziçi mağrur türkülerini
gözlerine baka baka söyleyin
martılar üşüyünce
denizin sıcağında bulsunlar kalbimizi

anlayabilir misin
neden çıban gibi büyür bağrımda
büyür de kelebek olur bu sızı
kırmızıyı sevdiğini söyledin
bu yüzden mi günlerdir
İstanbul'da gül kokusu yayılan
tepeler kırmızı, sular kırmızı

İstanbul bilmeli ki, sahillerine
mehtabı taşıyan senin bakışlarındır
İstanbul bilmeli ki, limanlardan gemiler
önce senin yüreğine açılır
uzaklarda bir yerde
toprağı öpmek için eğilen bahçıvanın
parmaklarında hüzün
sana doğru akan nehrin
ağlayan suretidir

bir elimizde umut
bir elimizde sevda
yürüyelim seninle İstanbul'da
musiki kesilsin, tükensin yazı
çaresiz kalınca mızrap ve şiir
ozan bir kenara bıraksın sazı
ressam fırçasına neden mi kızgın
tuvalde çizgiler, renkler kırmızı
kırmızıyı sevdiğini bilince
çekilir mi artık güllerin nazı

Anadolukavağı'nda her akşam
burcu burcu bir rüyadır hayalin
karanlık, hüznünü düşürür dağa
kuşlar kanat çırpar, yıldızlar ağlar
endamın her sabah iner toprağa

hasret, yanlızlığı çoğaltan deniz
ayrılık acıyla süzülür kandan
nefesin fermandır Topkapı Sarayı'nda
dönüşünü bekliyor rıhtımda şehzadeler
öylesine yorgun, mahzun ve candan

İstanbul bir yanımda, sen bir yanımda
uykusundan uyanınca fırtına
dalgalar türkümüze aşina olur
yüzümüze bakınca deniz fenerleri
sahibini arayan gemilerin
çığlığıyla vurulur

tarih heyelandır hainlerin ardında
İstanbul tarihin soylu anası
biz bu yürüyüşü çiğdemlerden almışız
sevdayı kız kulesi'nden
yalıların burukluğu altında
geçiyoruz sokaklardan delice

anlayabilir misin
beyoğlu'nda gezinen
hayal kırıklığının benden türediğini
anlayabilir misin
kırmızı neden böyle
doldurur aynalara inleyen yüreğimi

sana giden yolların kavşağında
bir adam direniyor izini bulmak için
siliyor tanyerine akan alın terini
ufkunda sapsarı umudun rengi
mavi yitik, beyaz kızgın ve siyah
arıyor sessizce kaybolan günlerini

Gülhane'de simit satan çocuklar
nasıl anlasınlar ellerimizin
neden böyle çekingen olduğunu
Ayasofya önünde tramvay bekleyenler
gökyüzüne dokunurken bu acı
kimdir diye sorsunlar içlerinden
birlikte yürüyen iki yabancı

biz gitsek de, İstanbul'da yine de
yıllar yılı gezinmeli bu sızı
benden bir yaralı şiir kalmalı
senden bir tebessüm, bir de kırmızı

Nurullah Genç.

Aslı, bir alıntı ekledi.
25 dk. · Puan vermedi

- Xururuca!
+ Ne var?
- Ağlamak kötü bir şey mi?
+ Ağlamak hiçbir zaman kötü değildir, budala. Neden sordun?
- Bilmiyorum, bir türlü alışamadım. Sanki yüreğim boş bir kafes...

Şeker Portakalı, José Mauro De VasconcelosŞeker Portakalı, José Mauro De Vasconcelos
Pınar Sezer, bir alıntı ekledi.
3 saat önce

Her vazgeçiş yeni bir başlangıçsa, neden vazgeçmekten, bırakmaktan bu kadar korkar insan?

Gitme Zamanı, Aret VartanyanGitme Zamanı, Aret Vartanyan
Kanatsizserce, bir alıntı ekledi.
3 saat önce · Kitabı okuyor

İnsan doğasının günlük gıdasından yakınmak için neden yoktu, çünkü önümüzdeki malzeme yeterliydi, madenciler kuşkusuz daha azı için oturuyorlardı sofraya.

Kendine Ait Bir Oda, Virginia Woolf (Sayfa 21 - Kırmızı Kedi Yayınevi)Kendine Ait Bir Oda, Virginia Woolf (Sayfa 21 - Kırmızı Kedi Yayınevi)
Emrah, bir alıntı ekledi.
3 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Dinde zorlama yoktur./ Bakara 256
İslam, siyasi tahakkumden kurtardığı, kafalarını ve kalplerini aydinliga çıkaran tebliğden sonra Hır bireyleri akideyi seçme hususunda serbest birakir.
(Dinde zorlama yoktur o halde cihad neden var denilemez. Çünkü beşeri sistemler kendi koydukları hükümlerle insanları kula kulluga sevk etmektedir. O halde yapılması gereken sudur. İnsanlar bu ilahlik taslaklayan idarecilerden kurtarilmalidir. Yani din yalnızca Allah'in olmalıdır. İnsanlar bu tagutlardan kurtarıldıktan sonra İslam tebliğ edilmeli ve sonrasında ise bireyler seçme şansını kullanmalıdır,iste simdi dinde zorlama yoktur.)

Yoldaki İşaretler, Seyyid Kutub (Sayfa 76 - Beka)Yoldaki İşaretler, Seyyid Kutub (Sayfa 76 - Beka)
NigRa, Bitik Adam'ı inceledi.
 3 saat önce · Kitabı okudu · 9 günde · 9/10 puan

Kitap 1k Bursa Okuma Grubu ile birlikte seçtiğimiz temmuz okuma kitabıydı. Okurken bir parça "yanlış zaman okuması" hissiyatı alttan sürekli uyarı vermedi değil,çünkü kitap okuması gerçekten zor bir kitap bana göre ve yaz sıcağında ruhum daralmadı desem yalan olur. :)

Kitabı bitirdiğimde durdum düşündüm neydi şimdi bu diye.

Papini'nin kendi hayatını anlatmış olabileceğini düşündüm kitapta fakat herhangi bir kaynakta rastlayamadım.

Kitapta tek karakter var ve biz her şeyi bu karakterin bakış açısından görüyoruz. Ama etrafında başka karakterlerden bahsedemeyiz, ancak başka başka fikirlerden ve fikir savaşlarından bahsedebiliriz. Veya gerçek karakterlerden değil de (garip bir tabir oldu) kitaplar yazmış, teoriler oluşturmuş yazar ve düşünürlere bakış açısını gözlemleyebiliriz. Ama kitapta baştan sona sadece ve sadece onun düşünceleri var.

Kitaptaki karakter(belki de yazar... çelişkiyi gideremedim) bunalımlı, öfke dolu hatta melankolik. Neye derseniz sanırım her şeye. Bıkmadan, yılmadan okuduğu kitapların yazarlarına, filozoflara, düşünürlere... Bazen kendi eylem ve düşüncelerine bile. Öfke duyduğu her şeyle savaş halinde. Söylenmiş olan her fikirle, sözle, inançla var bir derdi.

Dursuz duraksız okumaya takmış durumda, ayrım yapmadan seçmeden okuyup ne varsa sömürüyor adeta. Çocukluğu,ergenliği,gençliği hep böyle geçiyor. Sonra da acayip bir ego oluşuyor. :) Kendisi dışında tüm insanları küçük görüyor, tüm fikirler aptalca geliyor ve herkesi küçük görüp, düzeltmek için inanılmaz bir tutkuya bürünüyor. Egosu öyle büyük ki kendisini Tanrı gibi görüyor, insanları zihinsel olarak baştan yaratacak bir kitap yazmaya başlıyor.

Yukarıda demiştim ya hani her şeye öfke dolu, savaş halinde diye, kendisini tüm fikirlerden arındırıp tamamen özgürleştirmek istiyor. Sadece kendisinin yarattığı bir düşünce olsun,kendisine ait bir akımın peşinden koşulsun... Ama tüm o kitapları, yazarları sömürdükten sonra bildiklerini(okuyup öğrendiklerini) unutmak mümkün olmadığı için bunu mümkün kılamıyor. Üzerinde onca bilginin ağırlığı var çünkü. Deniyor –yılıyor –bırakıyor, sonra tekrardan deniyor –tekrardan yılıyor en sonunda da pes ediyor, denemekten vazgeçiyor. Yani bitip bitip yeni heveslerle tekrar başlıyor. Gelsin yine düşünsel, varoluşsal buhranlar. :) Bol felsefi akım, bol bol şair, düşünür, yazar hayatına konuk olup duruyor.

Kitabın adı “Bitik Adam” ancak kitabın sonuna doğru “Ben Bitik Değilim” adlı bir bölüm yer alıyor. Bu bölümü kitabın arka kapağına tanıtım yazısı olarak yazmaları ise sinir bozucu,kitabın içindeki bölümü tanıtım yazısı olarak neden verirlerse.

Bir dönem yazar hakkında bitti söylentileri çıkmış yazar da bu söylentilere cevap olarak sanırım bu son bölümde kendisini savunmuş. Şöyle demiş; “Yavaş olun, çocuklar! Durun biraz, rica ederim. Bitmek de neymiş! Daha başlamadım bile. Yapmış olduğum ne zaman! her şeyi bir ön söz, bir giriş, erkene alınmış bir kaynakça, bir duyuru, bir ilan ve hatta isterseniz, içindekinin daha iyi bir şekilde olgunlaşmasını sağlayacak bir şıra ve köpük taşması olarak hayal edin. En iyisi şimdi başlıyor: Ben daha bugün doğuyorum.”
Sonra da yeni nesille çarpışmak için büyük bir hevesle beklediğinden, nasıl ki eski nesilden korkup kaçmadıysa yeni gelenlerden de kaçınmayacağını söylüyor.

Kitap içerik olarak çok yoğundu evet ama dili akıcı, üslubu güzeldi yazarın. Şiirsel cümlelerini keyifle okudum. Bir parça pişmanlığım var o da yazarı daha iyi tanıyabilmek ve diline alışabilmek adına Düşsel Konçerto, Kaçan Ayna gibi kitaplarını okuduktan sonra Bitik Adam’ı okusaydım. Bu sıra Papini’nin hem yazarlığının nereden nereye geldiğini hem de hayatta nerede durduğunu kavramamız açısından önemli olduğunu okudum. Tabi bu da kişisel bir görüş tercih hakkı yine sizlere kalmış.