Aliya için siyaset bir güç alanı değil, ahlak sınavıdır. Zira ona göre devletin varlık nedeni adalettir: bu bakış, Kur‘an’daki “Adaletle hükmedin; bu takvaya daha yakındır.” (Maide, 8) emrinin siyasi karşılığıdır.
O, “düşünen bir devlet adamı değil, devlet kuran bir düşünür”dür.
Zindan onun için hem bir çile hem bir inşa mekânıydı: “Konuşamazdım ama düşünebilirdim.”
Aliya’nın düşüncesi, hayatının izdüşümüdür. Çünkü fikirleri teoriden değil, acıdan ve tecrübeden doğmuştur. Gençliğinde inandığı şeyleri hapiste sorguladı; iktidara geldiğinde o sorgulamayı siyasete dönüştürdü.
Bu yüzden onun mirası bir kitap fikri değil, sınanmış ve bedeli ödenmiş bir hayat fikridir.
Dayton Anlaşması’nı imzalayıp iktidarı bıraktığında şöyle dedi:
“Benim görevim, Bosna’nın savaşla değil, adaletle yaşamasını sağlamaktı.”
Bu söz, yalnız bir vedayı değil, emanetin geçici olduğu ahlak ilkesini anlatıyordu.
Mustafa Yeneroğlu
19/10/2025
Karar