Gına geldiiiii!!!!!
Öncelikle şunu net bir şekilde belirtmek istiyorum; son zamanlarda DM üzerinden gelen dedikodular, iftiralar ve hesap sorar gibi yazılan mesajlar artık can sıkıcı bir boyuta ulaştı. Benim hakkımda konuşacak cesareti bulanlar nedense aynı cesareti gelip yüzüme konuşurken gösteremiyor.Sağdan soldan duyduklarınızla hüküm vermek,dedikodu üretmek ve insanları sorguya çeker gibi mesajlar atmak kimsenin hakkı değildir. Benimle bir sorunu olan varsa,arkamdan konuşup hikâyeler yazmak yerine karşıma çıkıp açıkça konuşsun.Yok eğer bunu yapacak cesareti yoksa, hakkımda ahkâm kesmeyi de bıraksın. Kimsenin özel hayatı sizin merakınızı gidermek zorunda değil.Dedikodu taşıyıcılığı yapıp sonra da hesap sorar tavırlara girmek haddini aşmaktır. Bundan sonra benimle ilgili duyduğunuz her söze inanıp bana yazmadan önce bir durup düşünün. Çünkü herkesin bir sabrı vardır ve benim sabrım da gereksiz iftiralarla sınanacak kadar sınırsız değil. Kısacası; benimle derdi olan arkamdan konuşmasın,karşıma gelsin.Dedikoduya da iftiraya da ayıracak vaktim yok,fakat gerektiğinde gereken cevabı verecek kadar da sessiz değilim.
1000Kitap
Sabah ezanı okunuyor... Ve diğer ezanlardan farklı olarak bir cümle yükseliyor karanlığın içinden: "Es-salâtü hayrun mine'n-nevm..." "Namaz uykudan hayırlıdır." İnsan bu sözü duyunca yalnız kulaklarıyla işitmiyor; sanki ruhunun çok eski bir yerinde yankılanıyor. Çünkü o cümle yalnızca uykudan uyanmaya değil, bazen gafletten, alışkanlıklardan ve kendi karanlığından uyanmaya da çağırır insanı. Gecenin en sessiz vaktinde duyulan o ses, nedense kalbin en derin yerine kadar ulaşır. Burada mesele sadece yataktan kalkmak değil. Belki de insanın yıllardır içinde taşıdığı uykudan uyanması... Kendini unuttuğu yerden dönmesi... Dünyanın gürültüsünde kaybettiği hakikati yeniden hatırlaması. Herkes uyurken gelen bu çağrının insana dokunmasının sebebi biraz da bu galiba. Gecenin son karanlığında, henüz güneş doğmamışken, gökyüzünden bir ses insana şöyle fısıldıyor: "Daha bitmedi. Hala dönüş mümkün. Hala kapı açık." diyor. Ve o an anlıyorsun; ürperen şey beden değil. Eve çağrıldığını hatırlayan ruhtur.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Nedense hiç kıyamadıklarımız kıymaz mı hep bize ? Kaderin , bir cilvesimi ?
Nedense çok enerjik ve mutluyum ama güzel güzel 💃💃
Hakan Şükür buharlaştı mı?
George Orwell'in kült kitabı 1984'te 'buharlaşma' diye bir olay var. Buharlaşma denilen şey şöyle oluyor; bir kişi partinin menfaati dışında bir iş yaptığında yazarın tabiriyle 'buharlaştırılıyor'. Kısaca yok ediliyor. Bir sabah bir uyanıyorsunuz o kişi yok olmuş. Ve işin garip yanı kimse o kişiyi sormuyor. "Yahu bu adam nereye kayboldu?" demiyor. Bildiğin o kişi hiç var olmamış gibi davranıyor herkes. Tanıdık mı? Malumunuz dünya kupası başladı ve dünya kupası dendiği zaman ilk akla gelen kişilerden biri Hakan Şükür olmasına rağmen nedense hiç öyle değilmiş gibi davranılıyor. 2002'de Güney Kore maçında tüm dünya kupası tarihinin en erken golünü atan adamı yabancı spikerler her dünya kupası organizasyonunda anarken Türk spikerler adını ağzına bile almıyor. Adını ağzına alan spiker maçın ikinci yarısında değişiyor (ahan da buharlaştı). Senelerce aynı forma altında mücadele verdiği arkadaşları asla adını zikretmiyor. Yahu tamam öküz öldü ortaklığınız bozuldu. Tamam Hakan Şükür sizin deyiminizle vatan haini. Tamam da adam hiç var olmamış gibi davranmak nasıl bir ruh hastalığıdır? 1984'deki durumun bir adım ötesi ne biliyor musunuz? Şu, "Ne Hakan Şükür'ü Muratcım, senin kafan karışmış. Seni tedavi etmemiz lazım... Nasıl tedavi ettiklerini uzun uzun yazmayacağım kitabı okursanız görürsünüz. Velhasıl kelam anlıyoruz ki Hakan Şükür demek suç. O yüzden bir daha ondan bahsederken, eski Akp milletvekili deyin!
Seyrimden bir İstanbul tahlili
Yeni manzaraları görme hissi insanı gafletten uyandırıyor minvalinde bir yazı okumuştum. Bu yazı nedense bu yıl İstanbul’da manzaramdaki cansız varlıkların hayretini değil de baktığımda hayrete düştüğüm akıl sahibi insanların gafletine düşürdü.Belkide dikkatim buna celb etti. Şehir öyle bir hal almış ki, görmem gereken yerlere nazaran görmemem gereken manzaralar daha fazla zuhur etmiş. En kötüsüde bu duruma sanırım herkes alışmış ve yabancılık çeken ben sükutumda kimi zaman hüsnüzan kimi zaman buğz etmekten başka bişey yapamadım. Ne yapmamalıydım ya da ne yapmalıydım. Çünkü öyle bir çağa denk geldik ki insanlara nasihat vermek dahi yanlış anlaşılıp farklı tepkilere sebebiyet verebiliyor. Şu zamanda sanırım yaşadığın hayat davanı en iyi temsil edecek bir tebliğdir. Ben doğu illerinde büyüdüğüm için mi bana garip geldi yoksa dinin emirleri burda çok mu garip kalmıştı,anlayamadım. Sahipsiz bırakılan dinin garip insanı… Daha önce bir kaç defa daha gelmiştim nedense böyle hissetmemiştim belki mevsimsel bir manzara diye düşündüm. Ama hangi çağın mevsimi islamdan uzaktır ki… Ve hangi çağın güneşi islam emri ile doğmaz. Asra islamın idrakini okutamayan insanın tercih ettiği ve şehrin silüetine inen çıplaklık. Hadlere riayet edilmeyen bir hal. Kınayıcı bir tavır değil aslında yazmak istediğim belki dini bir vazife ifsat ediliyordu ama toplum ahlakıda iffetten yoksun ve ifşa edilir bir halde… Burda ailenin ve doğduğun şehirin ehemmiyetimi daha çok anladım. Ve her şehrin ve her insanın kendi şahsiyetine münhasır bir duaya ihtiyacı olduğu kanısına vardım ve buna çoğu zaman bizzat şahsın kendisi değilde dışardan bir gözlemci sanki daha iyi karar veriyor gibi hissettim… İstanbul kendi hakikatine ve değerlerine yabancılaşmanın zirvesinde olup, Kendimce bu şehre ona gönül gözüyle