Sándor Márai aynı buruk tatla yazdığı anlatılarla, bizi yine baş başa bırakarak derinlikli bir atmosferin içine aldı. İşin Aslı, Judit ve Sonrası ile sade ama çarpıcı anlatıdan sonra okuduğum Mumalar Sonuna Kadar Yanar’da da aynı duygular ve yüzleşmelerle oldukça etkiliyici bir üslup söz konusuydu. Loş bir odada mumun titrek yanılsamasında; bir çok duygunun, anının ruhunu okuyucuya yansıttı.
Hesaplaşılmamış ama yaşanmış, hissedilmiş ama söze dökülmeyen onca duyguyu insan bir arada nasıl tutar?
Yahut tuttuğunu sandığı her gerçekler bilindiğinde neyi değiştirir? Yazar tam da bu noktada bir anda okuyucu olup metni bize yöneltir. Ara ara bize hatırlattığı sorularla aslında kendimize bile cesaret edemeyeceğiz yerden;
“Beklemeye değer her şeyin zamanı ve düzeni vardır”diyerek roman çarpıcı bir yüzleşmeye maruz bırakır. Ve okuyucu sorulara yanıt ararken hayatın sarsıcı suskunluklarına tanık olur.
Mumlar Sonuna Kadar Yanar
Nohut Oda
“Yaşamın ilk çabası kabuk oluşturmaktadır”, yazar Bachelard’ın bu sözüyle kapıyı aralıyor. Ardından öykülere giriş yapmadan yarasına ışık tutarcasına bir cümleyle “Kendini bildi bileli kabuğunu arayanlara…” sözüyle kurmacanın aslında o kadar da basite alınmayacak yücelikte olduğunu ve bizi bir arada tutacak bir bağ ile baş başa bırakıyor. Evde olmak* sızısıyla eve varmak arasında gelgitlerin yaşanmışların açıkça ifade edildiği ince hislere Melisa Kesmez ayna tutuyor.