Nasıl bu duruma geldik Selim? Bir arada olmanın kaçınılmazlığından başka bir neden
yok muydu bizi yaklaştıran? Aramızdaki boşlugu nasıl doldurmalıyım? Sen olmadan seni nasıl öğrenmeliyim?
Ölümcül düşüncelerini hafifletirdi
bir insanın varlığı belki. Belki de anlatmaya çalıştın birilerine. Kim bilir? Anlatamadın; belki o insanın yüzüne bakar bakmaz anlatmanın yararsızlığını gördün.
Ben okul hayatımda güzel bir sınıf,
zevkli bir okul binası,
iç açıcı bir bahçe görmedim.
Kirden kararmış, dayanan dirseklerle cilálanmış eski sıralar;
sıraların üstünde, geçen yılların
Süleymanlarn, Necdetleri, Aykutları,
zaman geçtikçe öztürkçeleşen isimlerini, adlarını çakıyla kazımışlar.
Duvarlarda, her yeni müdurün yeni zevksizliğini gösteren renkli badanalar üstüste:
son müdür Behçet Beyin sidik sarısı badanasının altında yer yer
eski müdür Muhterem Beyin türbe yeşili ve
merhum Sami Beyin çingene pembesi renkleri sıntıyor.
Kara tahtanın karalığı, sözde kalmış. Öğretmen kūrsüsünün ön tahtasında,
kadın öğretmenlerin bacaklarına,
kalem düşürmek bahanesiyle bakabilmek için açılmış koca bir delik.
Perdesiz büyük pencereler,
yaldız boyası dökülmüş bir soba,
kirli ellerimizden leke olmasın diye tokmağının çevresi siyaha boyanmış kül rengi kapı ve hepsinin varlığını ve
neden öyle var olduğunu açıklayan beylik cümle:
bu fakir millet bu kadarını verebiliyor.