hiçbir şeyde anlam bulamadığım ve sürekli düşünmekten başım patlayacakmış gibi hissettiğim dönemler oluyor bazen. koltuğumun kenarına kıvrılıp, kendi hayatımdan uzaklaşmak istediğimde elim hep klasiklere gidiyor benim. yaşama sevincini de böyle okumaya karar verdim. yavaş seyrediyor, seni heyecanlandıracak bir şey olmuyor ama ben kendimi o evin içinde yaşayan başka biriymişim gibi hissetmeyi sevdim. bir şeyi okurken gözümde canlandırmaktan hoşlanıyorum.
kitap okuyor olmaktan çok eski bir dönem filmini izliyormuşum gibi. bunu nasıl anlatabilirim bilmiyorum ama bana göre renklerin hisleri var. bu kitabı da okurken kendimi koyu bir yeşilliği seyrediyormuş gibi hissettim. Tarkovsky hüznü var ve ben çok keyif alarak okudum. öneririm
“Sonunda onu rahat bırakmak zorunda kaldılar, insanlardan ve tanrılardan, kendisini can sıkıntısıyla baş başa bırakmalarını isteyen uyumsuz bir varlık halinde, evin içinde bir yabancı gibi tek başına yaşıyordu.”
“Bir an öylesine yakınlaştılar ki, birbirlerinin soluğunun sıcaklığını duydular. Bununla birlikte, birinin bakışları, öbürünün dupduru bakışları önünde yavaş yavaş bulandı. Sessizlik ağır gelmeye başlamıştı.”
“artık ne mutlu ne de mutsuzum. her şey geçip gidiyor. bu zaman kadar yaşadığım, soğuk bir cehennemi andıran sözde ‘insan’ dünyasında tek gerçek şey bu. her şey geçip gidiyor.”
insanlığımı yitirirken, ( s.122)