“Demir gibi sağlam elleri titriyor, kaçınılmaz sonu düşündükçe, ölüme alışkın olması işe yaramıyordu. Dolayısıyla kendisine yakışmayan telaşını örtmek için acıyı küçümsüyormuş gibi yapıyordu. İnsan bu dünyaya acı çekmek için gelirdi ve bunda duygulanıp telaşlanacak bir şey yoktu.”
“Şimdi açığa vurulamayacak bir hastalığı saklar gibi, kimi sözcükleri işitince sapsarı kesildiğini görüyordu. Yıldızları birer mum gibi üfleyip, bütün evrenin katledilmiş varlıklarının üzerine saçmaktan söz eden bu öfkeli karamsarın yüreğini saran hiçlik korkusu, onun için tam bir şaşkınlık kaynağıydı.”
Albert Camus, Sisifos Söyleninde hayatın özünde
anlamsız olduğunu ancak bu anlamsızlığa rağmen insanın mücadele etmeyi sevmesinin anlamlı olduğunu savunur. Ona göre, tıpkı Sisifos'un sonsuz bir döngüde kayayı itmeye devam etmesi gibi, insanlar da hayatın zorluklarına rağmen yaşamayı sürdürmelidir. Camus, bu durumu "absürd" olarak adlandırır ve bu absürd durumu kabul edip yine de mücadele eden insanın, hayatın anlamını kendi çabasıyla yarattığını vurgular. Yaşamın anlamı, dışsal bir kaynaktan değil, kişinin kendi eylemlerinden gelir.