Toplantıdan önce Savunma Bakanlığı'ndan bir telgraf geldi.
"Hükümetin emirlerine karşı gelmelerinden dolayı Mustafa Kemal ile Refet Bey'in tutuklanarak İstanbul'a gönderilmelerine karar verilmiştir. Komutanlığınızın bu emri derhal yerine getirmesi ve sonucunu bildirmesi tebliğ olunur."
Mustafa Kemal, Kazım Paşa'ya gülerek bakttı. "Bizi tutuklayacak mısın Kazım Paşa?" dedi. Kazım Paşa "Gerekli cevabı, derhal vermeyi tercih ederim," cevabını verdi.
Cevap netti: "Bu toplantı ulusal bir nitelik taşımaktadır. Suçu iki kişiye yüklemekle, hareketi küçültmüş oluyorsunuz."
Bir akşam muhabbet esnasında Mustafa Kemal, arkadaşlarına "Fethi büyükelçi olmaya uygun," dedi. Kafalar ona döndü.
"Tevfik Rüştü kardeşimi de dışişleri bakanı yapacağım."
Hepsi keyiflenmişti. Mustafa Kemal, hayali görevlendirmeler yapıyordu.
"Eeee?" dediler.
"Kazım'dan iyi savunma bakanı olur."
Salih " Beni ne yapacaksın peki?" dedi.
"Seni yaverim yapacağım, yanımdan ayırmayacağım."
Nuri merakla sordu '"Ben, ben?"
Ona döndü, "Seni de başbakan yapacağım," dedi.
Nuri yine "Peki ya sen ne olacaksın?" diye sordu.
"Ben de sizi bu görevlere atayacak yetkili kişi olacağım," dedi.
Hepsi ona baktı. Bu yakışıklı, uzun boylu, dik bıyıklı, keskin bakışlı adam onlarla alay ediyordu herhalde. Gülmeye başladılar. Mustafa Kemal, söylediklerine canı gönülden inanıyordu. Önemli işler yapacağını hissediyor, bu gücü kendisinde görüyordu. Kararlı ve inatçıydı. Üç kuruşluk adamların şan şöhretlerine benzemeyecekti onun yaptıkları. Eninde sonunda hedefine ulaşacaktı. "Gülün bakalım, gülün," dedi içinden. "İleride bunları gerçekleştirdiğimde ne yapacaksınız bakalım?"