Keyfine düşkün adamdı Kemâl. Sigarasını içer, rakısını içer, canının çektiklerinin hepsini tam yapardı. Zevkine düşkün, çok düşkündü. Çok da şık giyinirdi, Rum terziler dikerdi elbiselerini, savaş yaptı, o başka, ama terzileri onlardı. Berberi, terzisi, ayakkabıcısı, hepsi Rumdu, en iyi ustalar onlardı. Ona en iyi kostümleri dikerlerdi, en modern olanlarını, Paris modasına göre, Kemâl öyle giyinirdi.
Konstantinopolis sokaklarının içine girdim, büyük kalabalığın arasına ve kayboldum. O gece köpekleri bile kıskandım. Bir köpek kadar şansım olsaydı keşke.
Anladım mı yani nedir hayatım? Bu duyduğun, işte budur hayatım. Gübreden çık boka gir. Boktan kaç gübreye düş. Böyleydi hayatım, hep koşturmak, birileri koşturdu beni hep; at meydanına, hipodroma atmışlar sanki, orada koşayım, nefesim tutulsun, ne bileyim birinci geleyim, ne bileyim sanki bir ödül versinler.