Albert Camus'nun okuduğum ilk kitabı olmasına ve kendisi hakkında bilgi sahibi olmamama rağmen 'Yabancı' beni çok etkilediği için kendimce bir inceleme yapma cüretinde bulunuyorum.
Kitapla ilgili ilk izlenimim okunmasının çok kolay olmasıydı. Gereksiz anlatıma gidilmeden olay akışı çok anlaşılır verilmiş. Bu tür kitapları okurken çok zevk aldığımdan kitabı elimden bırakmadan bitirebildim. Ayrıca her olayın bir bölüme ayrılmış olması ve iki ana bölümdeki olayların birbirine bağlantısı çok hoştu.
Konuya gelince basitçe kahramanın yaşadığı topluma yabancılaşması demek doğru gelmiyor. Çünkü bana göre Meursault topluma ve duygulara başından beri yabancıydı. Kitapta bir süreçten ziyade bir karakter anlatılmış. Ruhsuz bir karakter. Duygusuz bir karakter. Sevmeyi, üzülmeyi, pişman olmayı beceremeyen bir karakter. Kitabın sonuna doğru ise kahramanda açıkça bir değişim vardı. Meursault küçümsemesine rağmen gerçek korkuyla tanıştı. Kitapta en dikkatimi çeken olay olan rahiple aralarında geçen kavga ve aralarındaki gerilim de bunun bir kanıtı kanımca.
Bu tartışmada beni etkileyen diğer bir olay ise onların bu tartışmasının, modern dünyada din düşüncesinin mutlak maneviliği ve bireyin yaşantısının maddiliği arasındaki çatışmanın ve çıkmazın somut olarak bir konuşmaya dökülebilmesi oldu. Hepimizin düşündüğü ve içinden çıkamadığı sorunlar cesurca yazıya dökülmüş. Sırf bunun için bile okumaya değerdi ama tabiki daha fazlası var.
Kitap gerçekten yapılan övgülerin hepsini hakediyor. Edebi inceleme yapabilecek kadar edebi bilgiye sahip olmasamda basit bir okuyucu olarak okurken aldığım haz kitabın ve yazarın kalitesinin kanıtıdır.
Öyle ki okurken hiç zorlanmadan, ruhsuz bir insanla onun olmayan duygularını paylaştım.