İçimde koyulaşmış olan öfkeyi toplamak zorundaydım, tıpkı çölde kaybolup susuz kalınca yaprakların ve çiçeklerin üzerindeki çiğ damlalarını biriktirip içen insanlar gibi. Öfke, kızgınlık, nadir de olsa isyan kıvılcımları, uyuşmuş onurumu yaşatmak yolunda değerli birer ateşleyici olmuştu.
Kendimi ihanete uğramış hissediyordum. Tam başımı suyun üstünde tutmak için çırpınırken elimi bırakmıştı sanki. Akla gelebilecek en kötü tepkiyi verdim buna karşı: uçuruma usulca sürüklenmek yerine koşarak atladım.