O hayattayken ihtiyaç duyduğum şeyler vardı ama öldükten sonra bana verebileceği bir şey kalmamıştı. Bir ev versin istemiştim mesela; içinde onun da olduğu bir ev. Hayattayken buna gücü yetmedi. Öldükten sonra da zaten bütün bunların anlamı kalmadı.
Meğer ölüm hatıralar da ölü ceninler gibi zehir oluyormuş insana, acı çekerek öğrendim. Geçmişin irin tutmuş necis kalıntıları kapkara bir kanla birlikte döküldü hafızamdan. Bütün gece harlı bir ateşin başına oturmuş da içimi acıtan fotoğrafları, hiç acele etmeden, tek tek, alevlerin arzulu kollarına bırakmışcasına rahatlamıştım.
Saklamaktan vazgeçtiğimiz her sır, bu uzun yolculukta yırtıp attığımız yeni bir maske anlamına geliyordu. Yol çıplaklığımızı artırıyor, yüzlerimizi birbirine yakınlaştırıyor, utançtan arınmanıza yardım ediyordu. En baştan beri saçma, anlaşılması güç tuhaf gibi duran tercihlerimiz görünmez bir elin dokunuşuyla değer kazanıyordu. Giz gibi duran şeyler yakınlaştıkça aşikar oluyordu. O gece her şeyi gösteren bir ayna bulmuştuk. Korkulardan sıyrılınca aynanın kıymeti daha da artmıştı.