Bana kalsa, bir okul açarım, bir yıl Yunus okuturum çocuklara, bir yıl Pir Sultan, bir yıl Karacaoğlan… Hatta bir yıl da Nasreddin Hoca…
Sınav yok, soru yok, şair ne demek istiyor ahmaklığı yok…
Eğer siz Neşet Ertaş ile Mozart’ın aynı müzikal dehaya sahip olduğunu görmezseniz, Blues ile bozlağın aynı acı olduğunu bilmezsiniz, varlığınızı bir kambur gibi sırtınızda taşır durursunuz.
Bir bozlakta, bir hoyratta, mayada, insan sesinin en pesten en tize, sözün duygusunu bir harf bile incitmeden nasıl gidip geldiğini her gördüğümde “ne olur bunun şiirini yazabilsem”, diye çırpınırım. Ancak seni ve okuru da şaşırtmak pahasına, benim asıl kaynağım, çağdaş dünyanın o başsız elsiz ayaksız kalabalığıdır, o kalabalıkta boğulan insan tekidir,o insan tekinin sustuğu neler varsa onlardır harflerimde can bulan.
Hani sizin edebiyatınız, her türlü iktidara, her türlü şiddete karşı köklü bir itirazdan alırdı dilini, gücünü, güzelliğini? Uzun, derin bir yalnızlık bu…