Puan vermedi
#OkudumBitirdim Bize Yalan Söylediler/ Ellen Marie Wiseman İkinci Dünya Savaşı yıllarında, Nazi Almanyasından hayaller ülkesi Amerika’ya umutla gitmek isteyen Lena ve ailesi, Ellis Adası’ndaki aşağılık bir sağlık taramalarında büyük bir yıkımla karşılaşır. Annesi ve kardeşi sağlıksız bulunarak geri gönderilirken, Lena ve bebeği bilinmez bir yolculuğa çıkıyor. Lena'nın hikâyesi, yalnızca geçmişte yaşanmış bir vahşeti değil; insanın insana neler yapabileceğini de tüm çıplaklığıyla gözler önüne sererken, Amerikanın ne kadar haydut, acımasız ve bize rüyalar ülkesi olarak lanse edilen, karanlık ve vahşi bir tarihe sahip olduğunu çok net ortaya koyuyor. Roman, Amerikan “sağlıklı ve üstün ırk”(Öjenik) yetiştirme programının iğrenç yüzünü, bir annenin çaresizliği ve direnişi üzerinden anlatıyor. Ellis Adası’ndan Blue Ridge Dağları’na uzanan bu hikâye; aile bağlarını, ayrılığı, kayıpları ve yeniden hayata tutunma çabasını derinden hissettiğim bir okuma oldu. Ellen Marie Wiseman'nin kitapları kolayca okunan, ancak etkisi uzun süre devam eden bir anlatım hakim. Bazı gerçekler vardır; öğrendiğinizde içinizi sızlatır. Bu kitap da onlardan biri oldu benim için.....
Bize Yalan SöyledilerEllen Marie Wiseman · Arkadya Yayınları · 2025150 okunma
Puan vermedi·256 syf.··
2026 45. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 03:40
Malma İstasyonu Kitap, ilk bakışta çok tanıdık bir imgeyle açılıyor: Bir tren ve enfes bir yaz manzarasında yol alan yolcular. Ancak Schulman’ın treni, sadece mekânsal bir yolculuk vadetmiyor; o vagonlar aslında zamanın, anıların ve en önemlisi de miras bırakılan travmaların içinde hareket ediyor. Harriet, Oskar ve Yana... Bu üç karakterin yolları Malma İstasyonu’na doğru ilerlerken, okur olarak biz de doğrusal olmayan, adeta bir yapbozun parçalarını andıran bir kurgunun içine çekiliyoruz. Yazar, zaman çizgileriyle öyle ustaca oynuyor ki, bir karakterin yetişkinliğindeki o anlamsız öfkesinin ya da kontrol tutkusunun köklerini, birkaç sayfa sonra başka bir zaman diliminde, küçük bir çocuğun kalbinin kırıldığı o kırılma anında buluyoruz. Romanın en can yakıcı ve bence üzerine en çok düşünülmesi gereken teması: Kuşaklararası travma mirası. Schulman, anne ve babaların kendi hayatlarında çözemedikleri, sırtlarında taşımaktan yoruldukları o psikolojik bagajları nasıl haksız bir şekilde çocuklarının omuzlarına bıraktığını anlatıyor. Kitaptaki şu cümle aslında tüm metnin özeti gibi: "Gelecek çoktan belirlenmiştir, ona etki edebilmek mümkün değildir. Fakat geçmiş değişkendir, her zaman hareket halindedir." Gerçekten de karakterlerin zihninde geçmiş hiç durmuyor; sürekli yeniden üretiliyor, bugünü zehirliyor ve geleceği ipotek altına alıyor. Özellikle küçük Harriet’ın o "istenmeyen çocuk" olma hissiyle baş etmeye çalışırken babasını memnun etmek için çırpınışı, onun gözünden dünyayı okumak, insanı kelimenin tam anlamıyla bir kalp sıkışıklığıyla baş başa bırakıyor. Schulman’ın tarzını seviyorum çünkü dili gereksiz bir dramla süslemiyor. Oldukça yalın, yer yer mesafeli ama tuhaf bir şekilde çok şiirsel ve vurucu bir anlatımı var. Karakterlerin iç dünyasını, o sığamama ve aidiyetsizlik
Malma İstasyonuAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20245,4bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Elimden Ne Gelir ?
Puan vermedi·144 syf.··
2026 12. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 22:12
Fatma hocanın kitaplarını çok seviyorum. Beni iyileştirmeye çalışan bir yönü varmış gibi hissediyorum Anlatımı sade ve net. Bu kitabında da kendimizin en iyi versiyonu olma yolunda yapilacakların zihinde ve sözle değilde; davranışlarımıza da yansiması gerektiğini yalın bir dille anlatmış. Söylemlerini ayrt ve hadislerle, kuran ve sünnetlerle süslemiş.
Elimden Ne Gelir?Fatma Bayram · Ketebe Yayınevi · 2025429 okunma
Bir Kadın Nasıl Yok Edilir?
Puan vermedi·152 syf.·
2026 82. kitabı
“Bir kadın asılacak.” cümlesiyle başlayan bir kitabın zaten kolay bir şey anlatmadığı en başından belli oluyor. Ama roman ilerledikçe şunu daha net görüyorum: mesele sadece bir kadının başına gelenler değil, o kadının herkesin gözünde başka bir şeye dönüşmesi. Melek karakteri bende en çok iz bırakan kısım oldu. Çünkü Melek’e bakınca tek bir insan görmüyorsun aslında. Herkes onu başka bir şey olarak görüyor. Kimi için kötü, kimi için kullanabileceği bir beden, kimi için de kurtarılması gereken biri. Ama kimse onu gerçekten olduğu gibi, bir insan olarak görmüyor. Bence kitabın en rahatsız edici tarafı da bu. Hüsrev karakteri ise beni en çok öfkelendiren karakter oldu. Çünkü gücü elinde tuttuğu için her şeyi yapabileceğini düşünüyor. Melek’i bir insan gibi değil, sahip olunacak bir şey gibi görüyor. Onun hayatı üzerinde söz sahibi olduğunu sanıyor. En ağır tarafı da bunu normal görmesi. Okurken sürekli “bir insan bunu nasıl bu kadar rahat yapabilir?” sorusu aklımda kaldı. Melek’in yaşadığı durum da aslında sadece tek bir olay değil, bir düzenin sonucu gibi. Özellikle Hüsrev’in kurduğu bu yapı içinde Melek’in bir cinsel nesne gibi görülmesi ve erkekler tarafından sömürülmesi, onun ne kadar çaresiz bırakıldığını gösteriyor. Bu durum sadece fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal olarak da onu yavaş yavaş yok ediyor. Kitapta en çok aklımda kalan cümlelerden biri şu oldu: “Hep susuyorlar. Suçluluğu kesin olanlar.” Bu bana sadece bireyleri değil, genel olarak bir sessizlik halini anlatıyor gibi geldi. Çünkü herkes bir şeyleri biliyor ama çoğu kişi bunu dile getirmiyor. Bu da aslında olanlara ortak olmak gibi. Bir de Melek’i anlatan çiçek benzetmeleri var. “Oysa, dalından koparılmış, vazoda soldurulmuş bir çiçeği ne kurtarabilir?” cümlesi özellikle çok ağır geliyor. Çünkü
Asılacak KadınPınar Kür · Can Yayınları · 202611,6bin okunma
9/10
·392 syf.··
2026 16. kitabı
Beklediğimden ve genelde bu temanın öncüsü olarak bilinen kitaplardan çok daha iyiydi. Genelde bu temadaki kitaplarla ilgili problemim karakterlerin iletişimsizliklerinin ve ayrı kalmalarının sebebinin boş olmasıydı ama burada çok gerçek ve hayattan bir neden olduğu için kolay empati kurabildim. Basit bir dili olmasına rağmen duyguları çok iyi anlatıyordu hissizliği de acıyı da neşeyi de çok sakin bir yerden net bir şekilde hissettirebiliyordu. En yakın zamanda no-name oyuncularla dizisinin çekilmesini bekliyorum :)
Gece ve SonraClaire Daverley · Domingo Yayınevi · 20241,176 okunma
Sessiz Kafesin Derin Yankısı: Denizin Tuzu Nereden Geliyor?
7/10
·142 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 01:01
​Brigitte Schwaiger’in bu incecik ama devasa bir psikolojik yük taşıyan romanı, okuduğum sarsıcı ve "gerçek" metinlerden biri oldu. Kitabı bitirdiğimden beri zihnimde bitmek bilmeyen sorular dönüp duruyor. Schwaiger, süslü edebiyat oyunlarına veya büyük trajedilere sığınmadan, o kadar sade bir dil kullanmış ki; insanı her sayfada durup düşünmeye, kendi hayatındaki görünmez duvarlarla yüzleşmeye zorluyor. ​Kitabın beni en derinden sarsan ve doğruluğuna hiç şaşırmadığım yanı, anlattığı her şeyin çıplak birer gerçek olmasıydı. ​Roman, bir kadının hayatı boyunca kendi iradesini eline almasına nasıl izin verilmediğini evrensel bir dille yüzümüze çarpıyor. Kadın, çocukluğundan itibaren hep bir başkasının beklentilerine göre şekillendirilmek zorunda bırakılıyor. Önce babanın kuralları, otoritesi ve sınırları içinde büyüyor; ardından bir özgürleşme umuduyla adım attığı evlilikte bu kez kocanın iradesine, onun isteklerine ve sosyal statüsüne teslim oluyor. Kadın hiçbir zaman sadece "kendisi" olamıyor; hep bir erkeğin gölgesinde, hep ikinci planda kalıyor. Avusturya burjuvazisinin göbeğinde de geçse, bu ataerkil kısır döngünün dili ve baskısı dünyanın her yerinde aynı. ​ ​Kitap boyunca anlatıcının iç dünyasındaki o bitmek bilmeyen sorgulamalarda kendimi buldum. Kendi hayatında da çok düşünen, sürekli sorular soran ama o aradığı cevaplara bir türlü ulaşamayan biriyim. Bu durumun bir insana nasıl büyük bir eziyet çektirdiğini, insan ruhunu nasıl yavaş yavaş kemirdiğini o kadar iyi biliyorum ki... Zihindeki o seslerin hiç susmaması, anlam arayışının sürekli duvara çarpması insanı tarifi imkansız bir zihinsel yorgunluğa sürüükliyor. ​Schwaiger, insanın bu içsel sıkışmışlığını ve yalnızlığını o kadar net aktarmış ki, karakterin hissettiği çaresizlik bir süre sonra okuyucunun da
Denizin Tuzu Nereden GeliyorBrigitte Schwaiger · Sungur Yayınları · 198431 okunma