Geçmiş ve geleceği birbirinden ayıran tek çizgi, içinde bulunduğumuz Under ve biz, çizginin kendisinden çok, onun birbirinden ayırdıkları ile ilgileniyorduk. Belki de hep o çizginin üzerinde durdugumuz için, o bizden bir parça gibi oluyordu. Oysa geçmiş, uğurladığımız bir misafir, gelecek ise henüz tanımadığınız bir yabancıya benziyordu.
Yaşam cömertti ona göre. Yok olanların kendisine bıraktığı mirası yutmuyor var olanlara sunuyordu. Bu sayede, kendi üretmediğimiz pek çok şeye sahip oluyorduk. Eğer biz de bir şeyler üretebiliyorsak, o zaman sahip olduklarımızı ve dünyaya bırakacaklarımızı artırabiliyorduk. Yalnızlık ise bu kadar varlıkla donatılmış bedenimizin, diğer canlılardan uzak olmasından başka bir şey değildi.