Belki de olduğumuz şeyden çok, olmadığımız şey için terk ediliririz. Çünkü başkasının arzusuna tekabül etmeyiz, ama aynı zamanda arzu içimizden çekilip gitmiştir; diğerlerinin birbirleriyle yarışırcasına bize tekrar ettiği şeyden bizi inşa etmesi beklenen o arzudan yoksunuzdur.
Bu sabahları paylaşmaktan nasıl da memnun olacağı ağabeyinin artık yanı başında olmayışını üzüntüsünü tartmaya çalışıyordu. Yaşayan birinin yası nasıl tutulur diye soruyordu kendi kendine.
Değişmemiz, içimizde yaşanan şiddetin izidir, bizi dönüştürmüş ve atlatamadığımız bir müdahalenin açtığı yaranın izidir. Ne yazıkki insanın kendi içsel deliliğini, kendi cadılık çizgisini izlemek için koptuğu da olur her kopuş da bir kendini bulma umudu ve kendini kaybetme riski vardır.