İster kendimiz seçelim ister maruz kalalım, kopuş bize dayanılmaz bir psişik ve fiziksel vurulmaya tabi tutar; kimliğimizin, varoluşumuzun biçimini kaybetmesine katlanmamız gerekir. Bu biçimsizleşme sırasında korkunç varlıklara dönüşürüz. İstesek de istemesek de.
Kopuş, kişinin kendi isteğiyle, kararlaştırarak gerçekleştirilmiş bir kendini ortaya koyma, ozamana dek sessiz kalmış bir kimliğin uyanışı, öznenin özgürleşme sürecinin bir parçası olduğunda bile acılıdır.
Artanı olmadan bölünebilen bir sayı gibi temiz bir kopuş şüphesiz imkansızdır. Nietzschenin deyimiyle “geride tuhaf bir kesir bile bırakmayan bir sayı gibi, zamanın içinde “tükenmez. Kopmuş olsalar bile bağlar, hayalet uzular, eski bir yaşamın tanıkları olarak duyarlı halde kalabilirler. Bu eski yaşamın bize kaydettiği her şeyin izi kalır geride.