• Kıyafetler kullanılmalı, insanlar sevilmelidir.
    Oysa ki günümüzde;
    Kıyafetler seviliyor, insanlar kullanılıyor..
  • "Âyetlerimi az bir baha ile satmayın." (Bakara sûresi, 41)

    Ey demirciler çarşısı müptelası. Ahmak antika! Sanatının değeri bilinmez oralarda. Neden kıymetini körükçülerden soruyorsun? Hakkı çekicinin ucunda sananlardan. Yanmak değil yakmak sanatı olanlardan. Şahit mi tutuyorsun onları güzelliğine? Şahit olarak Ustan yetmedi mi? Bu şiddetli 'görülme' arzusu niye? Maral hiç aslanlara görünmeyi arzu eder mi? Haline baksana sen. Örse vursalar kırılırsın. Erisen yitersin közler arasında. Tartsalar, yükün hafif, teraziye değmezsin. Almazlar seni. Demirciler çarşısına uygun bir mal değilsin besbelli. Değerini buralarda arama ki canın acımasın. Sanatın dağılmasın. İnsanları biliyorsun: Dünyalık etmiyorsan değmezsin onlar için.

    Ben de geçtim geçtiğin yollardan arkadaşım. Demirciler satmaya gelenlere nesne muamelesi yapıyorlar. Hayatının öznesi olmana izin vermiyorlar. Allah gibi değiller. Evet. Allah'tır sana 'sen' kalma hakkı veren yalnız. Ustasıdır ancak eserinden memnun olan. O senin ağırlığına bakmaz. Taşımayacağını yüklemediğini kendisi söylemiştir vahyinde. Tartmaz seni o yüzden. Yeter ki, elmas kalmayı başar, cennet her kırata açık. Elbette Ustanın bildiği kadar sanatını başkası bilmez. Kendini O'na satmalısın akıllıysan. Karşılığında cenneti alarak hem de. Böyle bir fiyatı sanatının değerini bilen Sanatçıdan başka kim verir? Ustasından başka kim eserini yeterince takdir eder?

    Baksana şu oyuncaklara. Hem çocuk hem oyuncak herbiri. Boyuyla kıymet kazananlar. Gülümsemesine paralar saçılanlar. Açıldıkça açılanlar. Giysisiyle konuşulanlar. Giymediğiyle konuşulanlar. Konuşmasına servet dökülenler. Bastığı yer rating kokanlar. Geçtiği yer kalabalığa duranlar. Sesine kurban olunanlar. Fiziğine şarkı yazılanlar... Ah ki ah! Sûretperestlerin çarşısına sitem etmek de onlara meftuniyetimizin eseri değil mi? Sınama hem sınırlama kendini onlarla. Sınadıkça ayakaltı edecekler seni. Camcılara elmas satıyorsun. Rezil ederler. Madem farkını derk ettin pazarını da terk et. Tezgahını başka yerlere taşı. Müşterinin çokluğuna değil kalitesine dikkat et.

    Burası da aşk pazarı. Doğru. Mecazî aşklar da burada satılır. Duysan, dilleri benziyor. Okusan, kelimeleri/harfleri benziyor. Fakat buraya antikalar getirilir. Naylon alınır. Elmaslar mandallarla bedellenir. Kabuğun asıldan önce geldiği yerdir burası. Acelesi vardır herkesin. Üretim, üretim, üretim. Tüketin, tüketin, tüketin. İçeriğini düşünecek kadar kalmayın başında. Eskiyin, çabuk eskiyin, çok daha çabuk eskiyin. Çok da müşterisi vardır onların. Zâhir ehli bâtın ehlinden hep çok çıkar. Ama karşılığı ne bu tembelliğin? Az bir dünya pahası. Bir teveccüh-i nas için bir ayet. Ne fena bir ticaret! Sen de Yunus gibisin halbuki. Eğer hakikatini bilsen bu pazarlar seni de kesmez. Satarsın canını alan bulunmaz. Çünkü değerini veren bulunmaz.

    Buna şahidim vicdanındır. Yastığına akıttığın gözyaşındır. Duvarlara vurduğun yumruktur. Andıkça yandıklarındır. Yaralarındır. Geçmeyen yalnızlığındır. Başından taşınmayan boşluk hissidir. Kalbindeki tatminsizliktir. Aldığının verdiğine değmediğini içindeki o musahhihler söylemeli sana.

    Hangi haramın lezzeti bedeli olarak vazgeçtiğin şeye değdi? Kem neye elini uzatsan hem dıştan hem içten batan bir diken oldu varlığı. Mutlu olduğun anları topla da bak ömründe ne kadar yer kaplar? Halbuki pişmanlığın ömrü ömründen de uzundur. Kaçma. Dur. Dinle. Uygun kelimeleri bulmadan nereye gidiyorsun? Hakikatini keşfettiğinde sana huzur verecek. Ancak O sana huzur verecek. Ve şunu da iyi bil arkadaşım: Anlamını bulmanın huzuru yerine hiçbir mutluluk geçemeyecek. Değerin bilinmedikçe sen de değer bilmeyeceksin. Kâfir zalim olmaya da yatkındır.”