Çağla

Veganlığı şiddetle reddediyorum. Fleksitaryenlik benim onurum.
Fleksitaryenim. Bunu daha dengeli buluyorum. Canlılar arasında acı çekiyor veya çekmiyor şeklinde hayat ayrımı yapmam. Bu da bana etik gelmiyor. Sırf acı sözde çekmiyor diye tamamen bitkilerin hayatını hayvandan önemsiz görmek hoşuma gitmiyor. Hepsi benim için besin. Sadece hayvan etini az tüketiyorum. Karbon ayak izimi ayrıca düşürmeye çalışıyorum. Hayvandan üretilen ürünleri de yiyebilirim. Hayvan derisi veya yünü kıyafetler de olabilir. Ancak zaten bitkilerle yapılabiliyor. Bana kalırsa sadece bu noktada ayrışıyorum. O kısmı sadece etik bulmuyorum. Doğada kaç hayvan yediği hayvanı giyer ki? Artık modern zamanlarda yaşıyoruz. Gereksiz. Bir diğer şey hayvan acı çekiyor ve sömürge ediliyor diye yememenin insanın kendine etik bu kez davrandırmadığını düşünüyorum. Hepçil canlılarız. İnsan da bir hayvandır. Veganlar bunu etik olmak adı altında çöpe atıyor sanki. Burada hayvan olan insanın da hakları söz konusu. Çözüm için daha kabul edilebilir hayvan kesim ve ürünlerinin üretildiği ortamlar geliştirilmeli. Ayrıca hayvan kesimine sınır getirilebilir. Ama aynı şekilde bitkilerden yapılan gereksiz ürünlerle yapılan bazı tahribatların da önüne geçilmesi bence gerekiyor. Özellikle her yer apartman doldu. Bitkilerin durumu bana kalırsa iyi gitmiyor. İklim değişikliği de bu yüzden bir problem. Doğayı koruyacak bazı yasalar gerekli.
1000Kitap
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Zihinsel statü ekonomik statüden daha önemlidir. Zihinsel statüden kastettiğim iki başarılı dahinin ekonomik gücü iyi olan denk düşmesi değil. Bazen elinde para olan ama zihniyeti ot gibi çalışan insanlar oluyor. Bu tip insanlara saygı duyamıyorum. Elbette denk olmak mantıklıdır ekonomik olarak fakat bu her zaman mantıklı işlemez. En azından artık öyle düşünüyorum. A tip fakir ama çok zeki üniversite mezunu bir kadın olsun. B tip zengin ama başarısıyla değil, aileden kalma içi boş zengin olsun. Bu iki kişi birbirine iç dinamik olarak uymaz. Ancak B tip zengin de olsa içi dolu olabilirse o kadınla zihinsel olarak aynı statüde olabilir. Benzer şekilde C tip bir fakir içi boş bir erkeğin başarılı zengin bir kadınla uyumunu göremezsiniz. C tip fakir erkeğin içi boş olmaması gerekir.
1000Kitap
Statü tek yönlü değildir.
Ben hiç yüksek gelirli bir kadının kolay kolay düşük ücretli birini tercih ettiğini görmedim. Zaten benim yüksek statüm varsa neden düşük statülü bir erkeği seçeyim? Birbirimize uyamayabiliriz. Buna karşılık bazı erkekler, kendileriyle aynı seviyede olmayan, daha düşük gelirli kadınları tercih edebiliyor. Bana kalırsa bazı erkekler bir kadından daha az kazanmayı kendilerine yediremiyor. Bu yüzden çoğu zaman kendilerinden daha cahil ya da daha az eğitimli kadınlarla evleniyorlar. Cahil veya eğitimsiz bir kadının yüksek gelirli bir erkeği tercih etmesi ise çoğu zaman bulunduğu hayat koşullarından çıkma isteğinden kaynaklanıyor. Elinde çok fazla imkân yokken önüne çıkan fırsatı reddetmek yerine kabul etmeyi seçebiliyor. Ancak eğitim seviyesi yükseldikçe kadınların sadece “zengin erkek” odaklı seçimlerinin azaldığını düşünüyorum. Lisedeyken ben de zengin birini isterdim. O yaşlarda insan ergenlikten tam çıkmamış oluyor ve olaylara daha yüzeysel bakabiliyor. Ancak üniversite sonrası fikirlerim değişti. Edindiğim deneyimler bana benzer statüdeki insanların birbirleriyle daha dengeli ilişkiler kurabildiğini gösterdi. Güç dengesizliği ve uyum sorunları daha az oluyor. Ama burada statü derken yalnızca parayı kastetmiyorum. İki insanın benzer alanlara ilgi duyması, ortak düşünce yapısına sahip olması ve birbirini anlayabilmesi de bir statü biçimidir. Bu yüzden statünün sadece kartvizit ya da maaş olmadığını düşünüyorum. Bana göre iki tür statü vardır: ekonomik statü ve kültürel/zihinsel statü. Hiçbiri diğerinden daha önemsiz değildir. Lise mezunu biriyle üniversite mezunu biri arasında fark olabilir. Ancak burada kişinin hangi bölümü okuduğu ve kendini ne kadar geliştirdiği de önemlidir. Bazı üniversite bölümleri gerçekten herhangi bir lise mezunundan bile daha düşük bilgi
1000Kitap
Dönen nesneleri seviyorum. Küçükken çamaşır makinesinin dönüşünü izlerdim. Bir fırıldağı izlemek veya rüzgar gülü hoş. Vantilatör sesini seviyorum. Sesine uyayabildiğim tek ses bu. Otobüste bir uğultu sesi oluyor. Ne zaman otobüse girsem uykum geliyor. Aracın beşik sallar gibi hareketi ve yolların aracın hızıyla tek çizgi halinde şerit gibi bulanıklaşıp zihnimi uykuya hazırlaması gibi. Oysa uyurken normalde tek bir insan sesine bile katlanmam imkansızın şarkısı denecek kadar azdır. İnsan seslerinin gerçekte olmaması gerekir. Hayvan sesleri de rahatsız eder. Aşırı kulağa batan o motor sesleri zaten uyurken küfürlük. Anahtarlık çevirmek ve yaprağın sanki kılcal damarları varmış gibi çevresini koparıp ortasını çıkarmayı seviyordum. Şimşek ve yıldırım sesleri olduğunda kulaklarımı kapatıyorum. Hiç beklemediğim veya bazen ani olan seslere irkiliyorum. Saatlerin tik takı ve damlayan su damlalarının sesi uyurken beni rahatsız eder. Horultu bile. Ancak uyuduktan sonra bu sesleri biri açarsa duymam. Ondan sonra uyanacağım ses insan sesi sadece olabilir.
1000Kitap
İnsanlar da aslında biraz böcekler gibi geliyor.
Entomofobim var. Böceklerden korkuyorum. Sosyal fobim vardı. İnsanlardan da korkuyordum. Yönetmek için taktikler geliştirmeye çalıştım. İnsanların bir şey söylemek için eliyle beni dürtmesini veya sadece dürtmesini sevmiyorum. Tepemde ben yazı yazarken bir şey söylemeleri beni rahatsız ediyor. Üstelik daha da dibime yaklaşırlarsa üstüme geliyorlar gibi geliyor. Tıpkı bir böcek gibi. Bunu rahatsız edici buluyorum. Dışarıda değil ama sadece evdekilere bu yüzden bağırıyorum. Dışarıda da biri sürekli dürterse saldırabilirim. Ortaokulda olmuştu. Hoşlanmıyorum. Bedenime ve alanıma iznim olmadan birilerinin dahil olmasını sevmiyorum. Eskiden öpülmeyi de hiç sevmezdim. Çocukken çok öptükleri ve öptürttükleri için buna alıştım fakat hâlâ biri öpse siliyorum yanağımdan. Aniden elimi belime sevgilim bile olsa atsa rahatsız olup irkilip elini çekmesini söylüyordum. Yapacakken sormasını istiyordum çünkü bedenim benim için kutsal emanet gibi geliyordu.
1000Kitap