Çağla

Dönen nesneleri seviyorum. Küçükken çamaşır makinesinin dönüşünü izlerdim. Bir fırıldağı izlemek veya rüzgar gülü hoş. Vantilatör sesini seviyorum. Sesine uyayabildiğim tek ses bu. Otobüste bir uğultu sesi oluyor. Ne zaman otobüse girsem uykum geliyor. Aracın beşik sallar gibi hareketi ve yolların aracın hızıyla tek çizgi halinde şerit gibi bulanıklaşıp zihnimi uykuya hazırlaması gibi. Oysa uyurken normalde tek bir insan sesine bile katlanmam imkansızın şarkısı denecek kadar azdır. İnsan seslerinin gerçekte olmaması gerekir. Hayvan sesleri de rahatsız eder. Aşırı kulağa batan o motor sesleri zaten uyurken küfürlük. Anahtarlık çevirmek ve yaprağın sanki kılcal damarları varmış gibi çevresini koparıp ortasını çıkarmayı seviyordum. Şimşek ve yıldırım sesleri olduğunda kulaklarımı kapatıyorum. Hiç beklemediğim veya bazen ani olan seslere irkiliyorum. Saatlerin tik takı ve damlayan su damlalarının sesi uyurken beni rahatsız eder. Horultu bile. Ancak uyuduktan sonra bu sesleri biri açarsa duymam. Ondan sonra uyanacağım ses insan sesi sadece olabilir.
1000Kitap
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
İnsanlar da aslında biraz böcekler gibi geliyor.
Entomofobim var. Böceklerden korkuyorum. Sosyal fobim vardı. İnsanlardan da korkuyordum. Yönetmek için taktikler geliştirmeye çalıştım. İnsanların bir şey söylemek için eliyle beni dürtmesini veya sadece dürtmesini sevmiyorum. Tepemde ben yazı yazarken bir şey söylemeleri beni rahatsız ediyor. Üstelik daha da dibime yaklaşırlarsa üstüme geliyorlar gibi geliyor. Tıpkı bir böcek gibi. Bunu rahatsız edici buluyorum. Dışarıda değil ama sadece evdekilere bu yüzden bağırıyorum. Dışarıda da biri sürekli dürterse saldırabilirim. Ortaokulda olmuştu. Hoşlanmıyorum. Bedenime ve alanıma iznim olmadan birilerinin dahil olmasını sevmiyorum. Eskiden öpülmeyi de hiç sevmezdim. Çocukken çok öptükleri ve öptürttükleri için buna alıştım fakat hâlâ biri öpse siliyorum yanağımdan. Aniden elimi belime sevgilim bile olsa atsa rahatsız olup irkilip elini çekmesini söylüyordum. Yapacakken sormasını istiyordum çünkü bedenim benim için kutsal emanet gibi geliyordu.
1000Kitap
Maruz bırakma böcek fobisini tedavi etmez. Zaten maruz kalmayı denedim korkuma rağmen. Kontrolümle bazı böcek türlerini elimle üzerime alıp koyabilirim. Üstümde çok tırmanırlarsa atarım. Ben görmeden üzerime çıkarsa kafayı yerim. Böcek fobisinin temelinde bilinçsiz dokunulmaya karşı korku vardır. Böceğin görüntüsüne karşı da nefret vardır. Ama en büyük korku alanımızı işgal edecekleri kadar ileri gideceğini düşündüren takıntıya dönüşmüş, tüm hayatı etkileyen böcek fobileridir. Bunlardan birine sahip olmakla birlikte böceklerin oluşturduğu koloniler ve zarar vermelerini bize sevmeyiz. Arının iğnesi bir süre sonra biter ama şişliğinin ve sesinin bıraktırdığı o panik hissini sevmeyiz. Sineğin sesini sinir bozucu bulabiliriz. Örümceklerin zıplamaları ve ani hareketleri bizi korkutabilir. Kelebeklerin üstümüze konması ve tehdit eder gibi üstümüze uçmaları hoşumuza gitmeyebilir. Bu yüzden kaçarız. Çırpınan kanatların bıraktığı his derimizde hoşumuza gitmeyebilir.
1000Kitap
Benim gibi böcek fobisi olup iyileşen olmadı. Böyle doğduk.
Korkusunu Yenemeyenler ve Kronikleşenler Salvador Dalí: Korkusunu asla aşamamıştır. Hatta yaşlandıkça bu durum daha da ciddileşmiş ve derisinin altında sürekli böceklerin yürüdüğünü hissettiği psikolojik bir rahatsızlığa (Ekbom Sendromu) dönüşmüştür. Korkusunu sadece sanatına bir malzeme olarak aktarabilmiştir. Nicole Kidman: Bu korkuyu yenmek için çok çabalamış bir isimdir. New York'taki Amerikan Doğa Tarihi Müzesi'nde büyük bir kelebek kafesinin içine girip kelebeklerin üzerine konmasına izin vererek "maruz bırakma" terapisi uygulamayı denemiştir. Ancak bu denemenin başarısız olduğunu ve hâlâ kelebeklerin vücut dokusundan nefret ettiğini belirtmiştir. Woody Allen: Genel olarak kaygı bozuklukları ve fobileriyle tanınan yönetmen, bu korkularını yenmek yerine onlarla yaşamayı ve bu takıntılarını filmlerinde mizah unsuru olarak kullanmayı seçmiştir.
1000Kitap