Çağla

Çağla
@neytarok_
Yok
Dünya
Adana, 21 Mart 2002
29 okur puanı
Temmuz 2025 tarihinde katıldı
Birçok şizofren zamanlarının çoğunu, ne yeryüzünde ne gökyüzünde ne de cehennemde, ama hayaletlerin ve gerçekdışılıkların gri, gölgeli dünyasında geçirirler. Bu tür hastalar için doğru olan, daha az derecede, daha hafif bir akıl hastalığı çeken nörotikler için de doğrudur. Son zamanlarda, küçük bir miktar adrenalin türevlerinden birinin uygulanmasıyla bu hayali varoluş durumunu oluşturmak mümkünleşmiştir. Canlılar için cennet, cehennem ve zindanın kapıları açıktır, ama "kocaman maden anahtarlar"la değil, kanda bir dizi kimyasal bileşimin olması ve diğer bir dizinin olmamasıyla. Bazı şizofren ve nörotiklerin yaşadığı gölge-dünya, önceki dinsel geleneklerden birinde anlatılan ölüler dünyasına yakından benzer. Sheol ve Homer'in Hades'indeki hayaletler gibi bu akıldan rahatsız insanlar da madde, dil ve diğer varlıklarla temaslarını kaybetmişlerdir. Hayatta hiçbir amaçları yoktur ve etkisizlik, yalnızlık ve sadece hayaletlerin anlamsız çığlık ve homurtularıyla bozulan bir sessizliğe mahkûm edilmişlerdir. Ölümden sonraki hayata dair fikirler tarihi gerçek bir gelişime işaret eder; teolojik terimlerle Hades'ten Cennet'e geçme, kimyasal terimlerle adrenolutin yerine meskalin ve liserjik asit verilmesiyle ve psikolojik terimlerle katatonya ve gerçekdışılık duygularından kurtulup görüntüdeki yükseltilmiş gerçeklik duygusuna varış ve son olarak da mistik deneyim olarak tanımlanabilecek bir gelişme.
Sayfa 123
Alıntı
Çoğu cennet binalarla süslüdür ve ağaçlar, sular, tepeler ve tarlalar olduğu gibi bu binalar da mücevherlerle parlamaktadır. Hepimiz Yeni Kudüs'ü biliriz. "Ve duvarı yeşimden yapılmıştı ve kent saf altındandı, berrak cam gibi. Ve kent duvarlarının temelleri her türlü değerli taşla süslüydü." Benzer tanımlar Hinduizm, Budizm ve İslam'ın ölümden sonraki hayattan söz eden eserlerinde de bulunabilir. Cennet her zaman mücevherlerle doludur. Bu niye böyledir? Bütün insan faaliyetlerini sosyal ve ekonomik başvurular çerçevesinde düşünenler şu tür bir yanıt verirler: Mücevherler yeryüzünde çok az bulunur. Çok az insan bunlara sahiptir. Bu gerçekleri telafi edebilmek için yoksulluk yorgunu çoğunluğun sözcüleri hayali cennetlerini değerli taşlarla doldurmuşlardır. Bu "gökyüzü pastası" önermesi hiç kuşkusuz bazı gerçek unsurları içerir; ama değerli taşların niçin öncelikle değerli olarak ele alındığını açıklamakta başarısızdır.
Sayfa 69
Meditasyon yapan filozof kendi iç aydınlanma adasında oturmaktadır ve bu sembolik odanın öbür ucunda, bir başka daha pembe adada yaşlı bir kadın ocağın önünde çömelmiştir. Alevin ışığı kadının yüzüne değer ve onu değiştirir, böylece somut biçimde gösterilmiş olan imkânsız paradoksu, üstün gerçeği görürüz, yani algılama Vahiyle aynı şeydir (veya en azından olabilir, olmalıdır), yani her görüntünün içinden Gerçeklik parlar, yani Bir olan tamamen, sonsuzca bütün parçacıklarda mevcuttur.
Sayfa 80
Alıntı
Hayatının sonuna doğru Aquinas Telkinli, Tefekkürü denedi. Ondan sonra yarım bıraktığı kitap üzerinde çalışmayı reddetti. Onunla kıyaslandığında okuduğu, tartıştığı ve yazdığı (Aristo ve Cümleler, Sorular, Öneriler, Majestik Toplamlar) sap veya samandan daha iyi değildi. Çoğu entelektüel için böyle bir oturma görevi tavsiye edilmez, hatta ahlaken yanlış olur. Ama o Melek Doktor herhangi sıradan on iki Melekten daha fazla sistematik çıkarsama yapmıştı ve ölüm için çoktan hazırdı. Ölümlülüğünün o son aylarında sadece sembolik sap ve samandan gerçek ve asli Gerçek ekmeğine dönme hakkını kazanmıştı. Daha uzun yaşama için daha iyi gerekçeleri olan ve daha düşük bir düzenin Melekleri için samana dönüş olmalı. Ama Duvardaki Kapıdan dönen insan asla gidenin aynısı olmayacaktır. Daha akıllı ama daha az kendinden emin, daha mutlu ama daha az kendinden memnun, cehaletini anlamakta daha alçakgönüllü, ancak sözcüklerle şeylerin, sistematik çıkarsamayla bunun ebediyen nafile kavramaya uğraştığı o kavranılamaz. Gizemle ilişkisini anlamakta daha iyi donanımlı olacaktır.
Sayfa 56
Alıntı
"Nen var Zeze?" "Hiç. Şarkı söylüyordum." "Şarkı mı söylüyordun?" "Evet." "Öyleyse ben sağır olmalıyım." İnsanın içinden de şarkı söyleyebildiğini bilmiyor muydu yoksa? Bir şey demedim. Bilmiyorsa bunu ona öğretmeyecektim.
Alıntı