Çok iyi olduğum için kendime “aptalım” dedim. Oysa bu, başkalarının bana empoze ettiği hastalıklı bir düşünceydi. Aslında sorun bende değildi; çevremdeki insanlar benim kadar iyi olmadığı için, ben de zamanla kendimden ödün vermeye başladım. Hatta bir noktada, onların bakış açısına uyum sağlamak adına kötü davranışlar sergiledim. Sonra tekrar kendim olmaya, yani iyi biri olmaya döndüm. Ama bu sefer de yine aşırıya kaçtım. Ve insanlar bunu kullanmaktan geri durmadı. Çünkü fark ettim ki, çok iyi biri olduğunuzda, yaptığınız en küçük hata bile başkalarının gözüne batıyor. Bugün şunu çok net anladım: İnsanlar çoğu zaman iyi olmayı ya da çok iyi olmayı “saflık” ya da “salaklık” olarak görüyor. Oysa gerçek şu ki, iyi olmak salaklık değildir. Ama sınırları olmayan, aşırı iyilik sağlıksızdır. Bu ince çizgiyi anlayamayan, duygusal zekâsı düşük ama kendini sözde “analitik” sanan birçok insan var. Hayata sadece çıkar üzerinden bakıyorlar. Oysa hayat sadece çıkar değildir. Eğer iyilik, güven ve anlaşma gibi kavramlar olmasaydı, zaten toplumsal düzen diye bir şey olmazdı. İnsanlar kötülüğü o kadar normalleştirdi ki, iyi olmayı zayıflık sanmaya başladılar. Her şeyi çıkar üzerinden değerlendirmek, aslında oldukça problemli bir bakış açısıdır. Eğer insan kendi içindeki kibri yenemezse, bu hastalıklı düşünce yapısını “insan doğası” diye kabul eder ve sorgulamadan yaşar. İşte bu gerçekten rahatsız edici bir durumdur.