Çağla

İlişkilerde sağlıklı erkek yok. Erkekler bağımlı gibi.
1-Maçkolik 2-Oyunkolik 3-İşkolik 4-Ailekolik(anne, baba veya aile üyeleri takıntılı) Not:Sevdiği kadına gelince iş, kolik olmuyor. Boğuluyor ve ilgi isteğini abartılı buluyor.
1000Kitap
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bir ilişkiden anne ve baba ilgisini beklemek hataymış çünkü insanlar özgür olmayı birine daha az ilgi vermek ve başkalarının beklentisi olmadan özgürce kendini geçindirmek sanıyor.
1000Kitap
Tartışılır. Benim Düşünce Sistemim Bu. Bu zaten kesinlik değil.
Anlam Arayışı Nedir? Anlam arayışı da bireysel bir ihtiyaçtır. Merak ettiğin bir şey var. Dikkatini çekiyor. Varoluşu derince sorguladın. Ve sonunda ya yalnızlık korkusundan bir dine, bir inanca sığınıyorsun — ya da ortaya atılmış fikirlerin, iddiaların peşinden gidiyorsun. Fark etmiyor. Hiçliği seçenler bile yalnız değilse, varoluş konusunda gerçekten ne kadar yalnızız? Demek ki değiliz. O zaman şunu sormak gerekiyor: Farkında olmadan hepimiz aynı içsel kodu mu çalıştırıyoruz? Yalnızlık korkusu. İstisnasız herkesin bir kutbu var. Fikirler bile aslında peşinden gidilen birer şeyse — felsefi kavramlar insanı gerçekten düşündürmüyor, yalnızca hissettiği kutba yerleştiriyor. Peki hiç sorduk mu kendimize: İnsan varoluş üzerine neden bu kadar kafa yordu? Çünkü insan kendini anlamsız görmedi. Yaşadığı sürece bir anlam aradı, bir etiket koydu. Tanrılı ve Tanrısız, peygamberli ve peygambersiz, başlangıç teorileriyle dolu sayfalar... Buluş yapmak varken, hayatını kolaylaştıracak şeyler varken — insan neden bunlara bu kadar vakit harcadı? En büyük olasılıkla şundan: Bu gezegende yalnız olduğunu düşünmek istemedi. Ya da tam tersine, yalnız olduğunu düşündü ve buna katlanamadı. İkisi de aynı kapıya çıkıyor. Yalnızlıktan korkmasaydı "yalnız olmak" ile "yalnız olmamak" iki ayrı şey olur muydu? Bu ikisini birbirinden ayıran şeyin bu kadar ağır olması neyin göstergesi? Gerçek tam burada yatıyor: Anlam arayışı, yalnızlık korkusudur. Felsefe kitabı okumadım. Kişisel düşüncem bu. Tartışılır.
1000Kitap
Çok iyi olduğum için kendime “aptalım” dedim. Oysa bu, başkalarının bana empoze ettiği hastalıklı bir düşünceydi. Aslında sorun bende değildi; çevremdeki insanlar benim kadar iyi olmadığı için, ben de zamanla kendimden ödün vermeye başladım. Hatta bir noktada, onların bakış açısına uyum sağlamak adına kötü davranışlar sergiledim. Sonra tekrar kendim olmaya, yani iyi biri olmaya döndüm. Ama bu sefer de yine aşırıya kaçtım. Ve insanlar bunu kullanmaktan geri durmadı. Çünkü fark ettim ki, çok iyi biri olduğunuzda, yaptığınız en küçük hata bile başkalarının gözüne batıyor. Bugün şunu çok net anladım: İnsanlar çoğu zaman iyi olmayı ya da çok iyi olmayı “saflık” ya da “salaklık” olarak görüyor. Oysa gerçek şu ki, iyi olmak salaklık değildir. Ama sınırları olmayan, aşırı iyilik sağlıksızdır. Bu ince çizgiyi anlayamayan, duygusal zekâsı düşük ama kendini sözde “analitik” sanan birçok insan var. Hayata sadece çıkar üzerinden bakıyorlar. Oysa hayat sadece çıkar değildir. Eğer iyilik, güven ve anlaşma gibi kavramlar olmasaydı, zaten toplumsal düzen diye bir şey olmazdı. İnsanlar kötülüğü o kadar normalleştirdi ki, iyi olmayı zayıflık sanmaya başladılar. Her şeyi çıkar üzerinden değerlendirmek, aslında oldukça problemli bir bakış açısıdır. Eğer insan kendi içindeki kibri yenemezse, bu hastalıklı düşünce yapısını “insan doğası” diye kabul eder ve sorgulamadan yaşar. İşte bu gerçekten rahatsız edici bir durumdur.
1000Kitap