Martin Eden
Denizci, işçi, yoksul Martin
Zengin, kültürlü, okumuş Ruth
Martin’in Ruth’a aşık olmasıyla hayatına başka bir yön vermeye başlar.
Ruth’un eğitimli ve zengin olması Martin’i okumaya kendini geliştirmeye, bilgi edinmeye teşvik ediyor. Aynı zamanda yazma çabaları oluyor.
Birkaç yılı bulan bu eğitim serüveni, sürekli yazma girişimleri, okumaları sonunda Martin’i istediği düzeye getiriyor.
Başarı Martin’e istediği rahatlığı getiriyor, bu yolda tanıdığı tüm insanların da hayatına dokunuyor ama arzu ettiği yaşamı getirmiyor. İnsanların önceki Martin’le sonraki Martin karşı tutumları birbirine epey uzak. Ruth’un bile sonraki Martin’e dönmesi onu onaylaması ruh halinin karanlık zamanlarına daha çok itiyor.
Önceleri Martin’i kimse kendi olduğu için benimsemiyor. Şimdiyse Martin benimsenen sınıfa dahil olmayı kabul etmiyor.
İnsanların iki yüzlülükleri
Ön yargıları
Kibirleri
Kendi doğruları
Değişmeyen yargıları
Kendi istekleriyle değil, karşıdaki kişinin konumu itibariyle değişkenlik gösteriyor. Onun için ağır bir yüzleşme oluyor bu da.
Martin başarıya ulaştı ama başarıya ulaşma sebebi anlamını yitiriyor.
Martin için yolun sonu bir boşluk oluyor.
Martin Eden gerçek anlamda örnek alınması gereken bir karakter, mücadelesi, karakteri, bakış açısı, yüreği, aşkı…
Kitabın başından sonuna kadar merak ederek okuduğum, etkilendiğim nadir kitaplardan oldu.
Okuyunuz, okutunuz :)
Martin EdenJack London · Can Yayınları · 2019135bin okunma
“…ama aslında içinde, ta derinde bir yerlerde bambaşka şeyler kıpırdanıyordu: anlamsız, yıllardır yıpranmamış bir şekilde, içinde, gençliğinden beri, yazgıya ilişkin bir önsezi, yaşamın güzel şeylerinin henüz başlamamış olduğuna ilişkin bir inanç vardı.“
Tatar çölü
Bir hayalin gerçekleşmesini sonsuz bir umutla beklemek
Hayal kurmak
Alışmak ve yine umut etmek
Geç kalma korkusuna rağmen
Bu uğurda hayatı ertelemek
Hayatı kaçırmak
Hayalin gerçekleşeceği zaman geldiğinde fırsatın olmaması.
Kendimle yüzleştim ama yine de Drogo!
Çünkü, yaşamın güzel şeylerinin henüz başlamamış olmasına inancım var.
Herkes, iki şeyden ölüyor. Cephede kurşunla ölüyorlar, burada açlıktan…
Açlık şehitleri…
Gittikçe yoksulluk uçurumuna gömülen bir yaşayışın hızlı, korkunç sahneleri…
Ne yaşanası dünya, yalnız yiyecek bir lokma ekmeği olsa da şu güzel şeyleri seyretmeye vakit bulsa.
Savaş ve Açlar’ın bazı alıntıları.
Hasan İzzettin Dinamo’nun yaşamının ilk dönemlerini bu kitabı okuyarak daha iyi anlayabiliriz. Savaş döneminde cephede yaşananlardan farklı olarak askerlerin geride bıraktığı ailelerinin verdiği yaşam mücadelesini anlatmış bu kitabında.
Kadınların, çocukların açlıkla mücadelesi
Çaresizlikleri
Yoktan var etme çabaları
Açlığın verdiği kayıplar, ÇOCUKLAR.
Ümit ve ümitsizliği aynı anda yaşamak
Gidenleri beklemek.
Kadınların kucağında açlıktan ölen çocukları ve dahası içinize daha nice oturacak şeyler. Ve Hasan İzzettin Dinamo da öyle yazmış ki
Hissediyorsunuz o anları
Aç kalıyorsunuz
Acıyı yaşıyorsunuz.
Çaresiz kalıyorsunuz.
Uzatamadığınız elinizden öylece okuyup geçebildiğinizden utanıyorsunuz.
En acısı da bunların gerçekten yaşanmış olması.
Uzun süre etkisinde kaldığım nadir kitaplardan. İlk okumaya başladığımda böyle bir etki yaratabileceğine ihtimal vermemiştim. Belki de yeterince konuşulmayan yazarlardan olduğu içindir.
Kitaplıktan kalbime yer edindi.
Savaş ve AçlarHasan İzzettin Dinamo · Tekin Yayınevi · 20172,203 okunma
Adamı yaksalar bile kimsenin gücü fikirleri yakmaya yetmez.
Kırılan ne varsa tamir ederim yürek dışında.
Özgür olmak istiyorsan önce zihnini özgür bırakmalısın.
Geçmiş, insanın kafasında bir yara gibiydi.
TAMİRCİ
Yakov eğitim alabilmek ve yoksul yaşamdan kurtulmak için bulunduğu şehirden Kiev’e taşınır.
Kiev’de bir kız çocuğunun öldürülmesi ve Yakov’n yakınlarda olması sebebiyle şüpheli durumuna düşer.
Yahudi olan Yakov masum olduğu halde yahudi olduğu için hristiyan yetkililer katil olduğundan emin bir şekilde Yakov’a psikolojik ve fiziksel şiddet uygular.
Hristiyanların Yahudilere olan ön yargılarını, haksızlıklarını, aşağılamalarını, suçlamalarını ve nefretlerini bu aşama itibariyle hücrede Yakov’a uyguladıklarıyla net bir şekilde görebiliyoruz.
Yakov’un suçsuzluğunu ispatlama mücadelesi ve hücrede yaşam mücadelesi iki ayrı büyük yük bana göre okurken ben yoruldum, üzüldüm, kırıldım, öfkelendim, tahammül edemedim. Yazar hücre sürecini o kadar iyi anlatmış ki siz yaşıyorsunuz sanki o anları.
Bunun yanında Rus hükümeti , Yakov’un sözde cinayetini bahane edip Yahudilere yapacakları katliamların planları yapıyor.
Bibikov okuyucunun umutsuz olduğu anda Adalet simgesi misali nasıl karşı çıktığını görüyoruz.
Senin hayatının değeri yoksa benimkinin de yok, yasalar seni korumuyorsa gün gelecek beni de korumayacak.” diyen Bibikov’un cümleleri adaletin savunucusu olduğunu destekler niteliktedir.
Sonuna gelecek olursam, şaşırtıcı :)
TamirciBernard Malamud · Kafka Kitap · 20131,406 okunma