Nuran’ı iskelede beklemek, gecikince gözü saatte kalmak, kahramanımız için ayrı hazlar oluyordu. Mizah edebiyatlarının belli başlı mevzuu olan kadınların bekletmek huyundan erkeklerin bu kadar şikayetçi olmasına şaşıyordu. Nuran’ı beklemek ona çok lezzetli geliyordu. Her şey lezzetliydi, ucunda Nuran bulunmak şartıyla.
Fakat Mümtaz’ın sabırsızlığı bir yerde uzun uzun durmasına maniydi. Bugün Nuran gelecekti. Garip bir şeydi bu. Düşüncesini ancak buraya kadar götürebiliyordu. Fakat oraya gelir gelmez, ayağının dibinde bir uçurum açılmış gibi birdenbire irkiliyordu.
Ondan ötesini bilmiyordu. Ondan ötesi çok parlak, adeta renklerin kaynaştığı bir uçurumdu ki orada Nuran’la beraber kayboluyorlardı.
İçinden “Sen güzelsin ve bu güzelliğin gençliğinden geliyor. Fakat ben yine şaşırıyorum.” diye düşündü. Fakat hakikaten güzel miydi? Karşısındakini sarhoşluktan uzak seyretmek istedi. Hayır, bir şey söyleyemeyecekti. Hatta görmüyordu bile. Bir karmaşadan başka hiçbir şey görmüyordu.