Bütün bu hükümdarların erkek olduğunu keşfettim. Ortak yanları hırslı ve çarpık bir kişilik, paraya, cinselliğe ve sınırsız güce karşı doymak bilmez bir iştahtı. Dünyaya kötülük tohumlarını eken, halklarını talan eden erkeklerdi bunlar; kalın sesli, ikna yeteneğine sahip, tatlı sözler seçip söyleyen, zehirli oklar atan erkeklerdi. Gerçek yüzleri, ancak ölümlerinden sonra ortaya çıkıyordu. Böylece tarihin aptalca bir inatçılıkla kendini tekrarladığını keşfettim.
Geçmişimde, çocukluğumda kayda değer bir şey yoktu; ne aşk ne de başka bir şey. Bu yüzden benim söylediğim her şey gelecekle ilgiliydi. Çünkü gelecek, istediğim renklerle boyamak üzere hâlâ benimdi. Özgürce karar vermek istersem değiştirmek üzere hâlâ benim…
Annemin ilk gördüğüm zamanki halini anımsamaya çalıştım. Bir çift göz anımsayabiliyordum. Özellikle gözlerini anımsıyordum. Rengini ya da biçimini tanımlamazdım. Gözlediğim gözlerdi bunlar. Beni gözleyen gözlerdi. Görüş alanlarında olmasam bile beni görürler, nereye gitsem izlerlerdi; öyle ki yürümeyi öğrenirken sendelediğimde, tutup kaldırırlardı beni yerden.