Arkadaşlar kitap zaten incecik. Dili o kadar akıcı ki ağır mıdır diye düşünmüştüm ama gerçekten hızlıca bitti. Kitapta Sadık'ın başına gelen felaketlerle nerelere sürüklendiğini ya da atlatıp atlatamadığını okuyoruz bayıldım. Eğer ince kitap okumak istiyorsanız şans vermenizi öneririmm!!!!
Huysuz ya da görgüsüz biri sayılmam. Odasına kapanıp, kendini yatağa atıp gözünü bile kırpmadan bekleyip duranları kendi hallerine bırakıyorum; kulağıma hoş seslerin ve müziklerin çalındığı salonlarda gevezelik edenlere de ilişmiyorum. Kapının önüne oturup gözlerimi ve kulaklarımı manzaranın renkleriyle ve müziğiyle sarhoş ediyor, arabayı beklerken alçak sesle, yalnızca kendim için bestelediğim anlaşılmaz şarkıları söylüyorum.
Yaşamayı bilmeden yaşayan bizlere (benim ender benzerlerime ve bana), her şeyi reddetmekten başka hayat tarzı, dünyayı seyretmekten başka yazgı kalıyor muydu? Dinle yaşamanın ne olduğunu bilemiyorduk,
inanca akıl yoluyla ulaşılamayacağına göre bilemezdik de;
insanın bir kenara atılabileceğine inanamıyor, bu açıdan düşününce kendimizi nereye koyacağımızı da bilemiyorduk; bu durumda sahip olduğumuz ruh, hayatı estetiğin gözüyle seyretmekte işe yarayabilirdi ancak.
Çöküş diye tabir edilen o her şeye uzak noktada kaldım.
Çöküş, bilinçaltının tamamen yitirilmesi demektir, çünkü bilinçaltı yaşamın temelidir. Kalp düşünebilseydi,
atmaktan vazgeçerdi.