Nihal Uğurlu

Nihal Uğurlu
@nihalugurlu2
Sadakat, artık Tanrı’ya değildi; sevgiye, yasa ve anılara’ydı. Tanrı, bu hikâyede defalarca kez çağrıldı ancak hiç gelmedi. Ve onun büründüğü bu derin sessizlik, artık bir cevap olarak kabul edildi.
Reklam
“Dorsoduro’da isteyene istediği asla doğrudan verilmez. Birbirlerine yakın olmaları sağlanır, kendiliğinden birbirlerini bulmaları arzulanır. Şanslıydınız, siz aradığınızı buldunuz. Ancak artık bulduğunuz şeyin buyruğundasınız, bunu unutmayınız. Öyle ya... Kadın ne isterse, Tanrı da onu istermiş..."
Sitem ederek ona: “Sesini bile özlettin bana.” dedim. Bu tip anlarda hep yaptığı gibi mizaha kaçarak: “Özlemek iyidir, kavuşmanın kıymetini arttırıyor.” dedi. “Terbiye edilen olmak ne kötüymüş.”
"Aşk benim için bir dindir, Madam. Görülmese de, duyulmasa da varlığına hemen hemen her surette tanık olduğum, sarsılmaz bir inançla bağlı olduğum bir din. İçerisinde ondan fazla emrin olduğu, sadece ‘öldürmeyeceksin!’le bitmeyen, ‘zarar da vermeyeceksin!’ diyen bir din. Zaman zaman aslanın ceylana yem olduğu bir hal, bir istisna... Mükemmel bir istisna.” Bana bakıp tebessüm etti: “Ve ceylan, aslanın peşine düştü... Onu Dorsoduro’ya kadar takip etti?” “Evet, madam.”
“Murano nasıldı?” diye sordu. “Karanlıktı madam... Çok karanlık. Gülümsedi: “Kadınlar olmayınca erkeklerin halini görüyorsunuz, karanlıkta kalıyorlar.”
Reklam