Nihal Uğurlu

Nihal Uğurlu
@nihalugurlu2
Yıllar geçse de bu gerçek değişmiyor. Sır tutar gibi, küçük bir hazineyi saklar gibi saklıyorsunuz o duyguyu kalbinizde. Ve dünya küçük senyör, tuhaf ama bir şekilde mutlaka tekrar karşılaşıyorsunuz, anısını sakladığınız kişiyle. Göz göze geldiğiniz anda ruhunuz tutuşuyor ama acı dolu bir tebessümle geçiştiriyorsunuz o anı. Çünkü buna mecbursunuz... Artık yanında ya bir eşi oluyor ya da çocukları. Kadınlar beklemez senyör, bunu unutmayın, kadınlar beklemez. Hürmetle başınız öne düşüyor ve içinizden fısıldıyorsunuz: ‘Teşekkür ederim... Bana hissettirdiğin, bana yaşattığın her şey için... Çok mutlu ol...’
Reklam
Venedik'in Ötesinde
“Kadınlar hayatın anlamıdır senyör, hayatı çoğaltırlar. Bunu bazen size benzeyen çocuklarla yaparlar, bazen ise salt varlıklarıyla... Müzik, resim, edebiyat kadınlar için yaratılmıştır. Ve unutmadan, bendeniz muhakkak..."
“Kör Tanrı’yı nasıl bilirse, Tanrı da körü öyle bilir.”
Del Carpine neredeyse fısıltı halinde, “Onu gördünüz mü?” diye sordu. “Evet!” “Size ne dedi?” diye sordu, bu kez. Dante, “Şeytan bana doğru yaklaştı, hissiz ve donuk bir sesle, 'Şayet Tanrı’yı gerçekten tanısaydın, sen de ona benim gibi ihanet ederdin!’ dedi.” Murano işte böyle bir yerdi. Şeytan bile içini dökecek, derdini anlatacak birisini bulduğunda ona sırnaşıyor, itiraflarda bulunuyordu.
Venedik'in Ötesinde
“Bağışlayın, hangisi daha trajik bilmiyorum; bu bilgiden bihaber oluşunuz mu, yoksa orada da aradığınızı bulamama ihtimali mi? Sayın rahip beni ikaz konusunda fevkalade haklılar, haddimi aştım. Ancak şunu da belirtmeliyim ki, her onurlu insan sevgisine sahip çıkmalıdır. Nihayetinde aşk da, tıpkı can gibi Tanrı’nın insanlara bir emaneti değil midir, sayın rahip? Şayet O’nun izni olmaksızın, hangi gönle bu ilham düşebilir? Düşse bile, yine O’nun kudreti olmadan nasıl orada varlığını sürdürebilir?
Reklam