Şu sıralar amacım herkese Joseph Chilton Pearce'ın Sihirli Çocuk kitabını okutmak. Lütfen okuyun. (Ebeveynlik kitabı değil; herkes okuyabilir.)
Instagram: instagram.com/nihanka7
Twitter: twitter.com/nihanka
Zekâ, bilinenden bilinmeyene geçerek ve bilinmeyenler karşısında bilinene başvurarak gelişir. Ama zekâ, yaşamda hiçbir zaman, olasılıkla ölüm anında bile, doğumdaki kadar sert ve radikal bir hareketlenme, uyumlanma ve öğrenme atağı yapmak zorunda kalmayacaktır. Çevredeki değişim, bireyin deneyimleyeceği en sert değişimdir, yeni çevredeki bilinmezler, bilinenle oldukça az benzerlik taşıyacaktır.
[Yeni doğmuş] bebekler kendi kültürlerine ait konuşma kalıplarına belli kas hareketleri ile karşılık veriyorlardı. Örneğin bebek, k sesini duyduğunda sol dirseğini hafifçe oynatıyor, a sesi ise sağ ayağındaki başparmağı kımıldatıyordu. Bu hareketler son derece tutarlıydı; bebek, aynı seslere hep aynı hareketler ile karşılık veriyordu. (Condon ve Sander, 1974)
Doğayı zekâmızla alt edebilmek için üstün bir beyne sahip olduğumuza inanıyoruz ve hayatta kalabilmek için doğayı alt etmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Onu alt etmek demek ona karşı gelmek, yenmek, egemen olmak, stres kaynaklarını ortadan kaldırmak demektir. Etkileşim, yani "enerjinin yaşam sistemiyle uyumlu halde akışı" fikri ise unutulup gitmiştir.
Stres, yaşamın ve zekânın temel taşlarındandır. Peki, nasıl oldu da içimizdeki düşman haline geldi? [Kitap sonra bunu açıklıyor uzun uzun; keşke paylaşma imkanım olsaydı]