‘Dışarı çıktım. İçime bir hakikat dolmuştu sanki. Burası bana göre bir yer olabilirdi pekala. Belki de dünyayla aramdaki ince zar tabakası sonunda burada delinirdi. Doğal şeylerle, dağlarla, gökyüzü ve denizle bir olurdum.’
.
Puslu bir kasaba düşünün, içinde göze batmayan evler, hanelerin içinde günlük hayatına devam eden sıradan insanlar.
Bize ‘sıradan’ görünen insanlar.
Ama her birinin içinde kırılma noktaları var.
Delirenler, annesinin nişanlısına aşık olanlar, boşanıp kendini yollara vuranlar, gittiği kafedeki bir garsonu takıntı haline getirenler.
O kırılma eşiklerinden geçtikten sonra da iki ihtimal doğuyor: bu hikayenin sonu ya iyi biter ya kötü.
İhtimallerin gerçekleştiğini görmemiz ufak birer ayrıntı.
Kısa romanı Tanca’ya Gece Feribotu ile etkileyici bir tanışma yaşadığım Kevin Barry O Eski Türkü’de hikayeleriyle bizimle.
Bu hikayeler bir mevsimlik zamanları anlattığı kadar noksan olduğumuzu vurguluyor. Biz insanlar düşebilen, savrulabilen, yoldan çıkabilen varlıklarız.
Çoğumuz kahraman değil, çoğumuz dünyanın seyrini değiştirmeyecek.
Bir kapıdan mekana giren konuklar kadar geçiciyiz belki.
İşte bunu çok iyi anlatıyor Barry. Derin, karmaşık cümlelerle değil; öyle ters köşeler de yok. Dümdüz. Pek çoğumuzun hikayesi gibi.
Bir oturuşta, keyifle okudum..
.
Begüm Kovulmaz çevirisi, Yasin Çetin kapak tasarımıyla ~